Black Out - E L İ F K A P L A N
Merhaba… bu kitabı kapattığımda zihnimde kalan ilk şey olaylar değil, hisler oldu.
Kalbinle aklın aynı anda konuştuğu o anlar vardır ya biri “dur” derken diğeri çoktan koşmaya başlamıştır… Black Out tam olarak o ikilikte bırakıyor insanı.
Gökyüzünü hayatının merkezine koymuş bir adamın düzeni, yıllarca kurduğu disiplin ve gurur duvarları arasında ilerliyoruz. Onun dünyasında her şey nettir: görev bellidir, hedef bellidir, sınırlar bellidir.
Ama bir insan girer hayatına… ve sınırlar ilk kez anlamını kaybeder.
Kitap boyunca en çok hissedilen şey aşkın kendisi değil, direnişi. Kabul etmemenin, geri çekilmenin, susmanın ve yine de vazgeçememenin ağırlığı…
İki karakter de duygularına teslim olmamak için savaşıyor fakat savaş meydanı artık gökyüzü değil, kalpleri oluyor.
Okurken sürekli şu duyguyu yaşadım:
Söylenmeyen cümleler söylenenlerden daha yüksek sesle bağırıyor. Bakışlar, suskunluklar ve gurur diyaloglardan daha fazla şey anlatıyor.
“Blackout” kavramı hikâyede sadece bir kelime değil, bir ruh hali. Bazen insan her şeyi görür ama anlamaz, bazen de anlamaya başladığı an görmemeyi seçer… karakterlerin yaşadığı tam olarak bu körleşme hâli.
Ve yazar… Elif Kaplan kalemiyle duyguyu yükseltmek için büyük olaylara ihtiyaç duymuyor.
Sahneleri büyüten şey dramatik anlar değil; iç monologların sakin ama vurucu akışı.
Abartısız, doğal ve özellikle gururun iç sesini çok iyi yakalayan bir anlatımı var.
Bu kitap romantik anlar sunmaktan çok, duyguların inkâr edilme sürecini okutuyor.
Sevmekten çok saklamayı, yaklaşmaktan çok kaçmayı ve en çok da kabullenmenin ne kadar zor olduğunu anlatıyor.
Bitirdiğimde geriye şu kaldı:
Bazen en büyük çarpışma iki insanın birbirine yaklaşmasıdır.
“Sanat eseri gibisin. Sana her baktığımda başka bir güzel yanını görüyorum. Bir eşin ve benzerin yok.”
#blackout #kitapönerisi #booksbooksbooks #pukkayayınları #aesthetic