·172 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Nisan 2026 14:48 İslam felsefe geleneğinin en özgün temalarından biri olan 'Hayy bin Yakzan', sadece bir karakterin değil, insanın hakikati bulma yolculuğunun hikayesidir.
İbni Sina'nın aynı ismi taşıyan alegorik anlatısı ile başlayan bu kitap
Kendisinden esinlenildiği söylenilen Absal ve Salaman'ın anlatısını da içeriğinde barındırıyor.
Asıl meşhur hikaye ise kendisi İşraki Felsefe'nin temsilcisi olan İbni Tufeyl'in Hay b. Yakzanıdır.
İbn Tufeyl, Hayy’ın dünyaya gelişini iki ilginç varsayımla başlatır: Bir yanda toprağın uygun birleşiminden "kendiliğinden doğuş" (natüralist bir bakış), diğer yanda ise bir annenin evladını korumak için sandala koyup denize bırakmasıyla adaya ulaşması varsayımıdır. (Musa Peygamber anlatısını andıran sosyal bir bakış)
Bu iki varsayım insanın iki türlü var olması halinde de aklı ile gerçeğe ulaşabileceğini anlatır.
Adada yaşamayı keşfeden Hay'ın ilk öğretmeni yavrusunu kaybetmiş bir ceylandır. Ceylan onu doyurur ve kendi ihtiyaçlarını gidereceği yaşa gelinceye kadar koruyup kollar. Hay'ın ilk ve en büyük şoku Ceylan'ın ölümüdür. Onu yaşama döndürme iç güdüsü ile bir çeşit otopsi yapar ve canı hayatta tutan şeyin ne olduğunu aramaya başlar. Kalbini eline aldığında asıl hayat verenin kalp olmadığını keşfeder.
Bu sırada Hay adaya iyice adapte olmuştur. Ellerini keşfetmiş kendine giysiler yapmış ve avlanmayı öğrenmiştir.
21 yaşına kadar iç güdüleri ile diğer hayvanlar gibi yaşamaya alışmış olsa da bunlar düşünme yetisi olan ve ölümle yüzleşen Hay'a yeterli gelmez
Yaşamı boyunca yer ve gök üzerine uzun uzun varsayımlar serdeder.
Etrafında bulunan her şeyin geçiciliğini keşfetmesi onu aşkın olanı aramaya sevkeder. Kendine ilkeler belirler ve bu doğrultuda hayatını sürdürür.
.Bu Hay için çok uzun bir yolculuktur. Bu sabırlı akıl yürütme sürecinin sonunda, 35 yaşına geldiğinde bir Tanrı anlayışına kavuşur; bu aşamada Allah’ın varlığı onun için akli bir zorunluluktur. Felsefi bilgiden arifane bilgiye geçiş yaparak müşahede ve tefekkürün tatminine ise 50 yaşında ulaşır.
Hikaye Absal ile karşılaşması ve nihayetinde bir insan olduğunu tam olarak idrak etmesi anlaması ile farklı bir boyuta ulaşır. Hay Absal'ın geldiği adadaki insanlara ulaştığı hakikati anlatma isteği duyar. Ancak adada bulunan insanlardan tam olarak istediği karşılığı almaz Hay ve Absal'ın adalarına dönmesi ile hikaye nihayete erer.
Velhasıl bu alegorik hikaye toplumsal hiçbir algıya sahip olmadan insan yine de insan olabilir mi? Kendisini yaradanı bulabilir mi? Sorularını müthiş bir şekilde ele almış. Sona geldiğimde beni en çok düşündüren şey Rabbimizin Hz. Adem'i yaratırken ona birtakım kelimeler öğretmesi, cennette bir müddet yaşatıp hakikati gözü ile müşahede etmesine müsade etmesi ve yeryüzünde başı boş bırakmamasının ne kadar büyük bir lütuf olduğunu hissettirmesi idi. Hikaye bunu anlatmıyor ama dolaylı olarak böyle bir minnet ve şükür hislerini de bende uyandırdı
Allah Teala bize düşünen akıl ve hisseden bir kalp vermeseydi bize ilminden öğretmeseydi halimiz nice olurdu...