·512 syf.····Okunma: 21 Nisan 2026 18:32 Klasik bir Kristin Hannah kitabı ile buluştum. Yazarın akıcı kurgusu, duygulu ve yumuşacık tarzı; kafamı toplamak istediğim zamanlarda ona doğru çekilmeme sebep oluyor. Metni kaleme alırken duygularıma oynadığını biliyorum, hissediyorum da… ama buna karşı koyamıyorum. Galiba karşı koymak da istemiyorum.
Bir yazar duygularımıza bu kadar etkili dokunabiliyorsa—bayat bir ajitasyondan söz etmiyorsak—oynasın, yönlendirsin; ben kendimi bırakıyorum.
Bu metne de böyle teslim oldum. Biraz sarıp sarmalanmak istediğim bir anda okudum. Çok da iyi geldi.
Romanın konusu: Rus bir anne, iki kızı ve hayat dolu bir baba…
Anne (Anya), kızlarına karşı çok mesafeli; çok sevdiği kocasına verdiği sevgiyi onlardan esirgiyor. Kızlar—Meredith ve Nina—büyüyor. Onlar büyüdükçe anneyle aralarındaki mesafe de büyüyor.
Babaları (Ewan), tüm o hayat dolu ve sevecen hâliyle bu aileyi bir arada tutmaya çalışıyor ve bunu gerçekten başarıyor. Ta ki yaşlanıp bir kalp kriziyle aralarından ayrılana kadar…
Şimdi geriye iki kız ve anneleri kalıyor: aralarındaki duvarlarla baş başa.
Babanın tek bir isteği var: Annelerinin, kızlara çocukken anlattığı masalı yeniden anlatması.
Ama bu masala başlamak da, dinlemek de hiç kolay olmayacak.
Masal ilerledikçe, bu kadınların arasındaki bağların ilmek ilmek yeniden kurulmasına; birbirlerinden bu kadar uzak kalmalarının sebeplerinin ortaya dökülmesine; aradaki duvarların yıkılıp yerini yavaş yavaş şefkate bırakmasına tanık oluyoruz…
Bu duygu dönüşümünü çok sevdim.
Karakter gelişimi açısından çok doyurucu bir metindi. Kitabı içimde sıcak bir hisle kapattım.
Ama aklımda şu soru kaldı:
“Zaman bir acıyı senin önüne tekrar getiriyorsa, ona sırt dönmemek mi gerekiyor? Zaman bununla sana sadece acı vermek istemiyor olabilir mi?
Belki de bununla sana bir fırsat sunuyordur.”
Beklediklerimizi doğru yerde bekleyebilmek dileğiyle ..