Işığın Rehberi’ni ilk olarak arka kapak yazısından etkilenerek almıştım. Daha en başta dikkat çekici, merak uyandıran ve okuru içine çağıran bir tanıtımla karşılaşıyorsunuz. Çoğu zaman arka kapak yazıları eserin kendisinden daha iddialı olabilir; ancak bu kitapta tam tersine, eserin içeriği ve bütünlüğü, arka kapakta uyandırdığı merakı karşılamakla kalmıyor, onu daha da ileri taşıyor. Kitap, ilk sayfalardan itibaren okurunu içine çekmeyi başarıyor ve bu yönüyle gerçekten güçlü bir okuma deneyimi sunuyor.
Eserin en belirgin taraflarından biri, son derece akıcı bir anlatıma sahip olması. Kitap ilerledikçe merak duygusu diri kalıyor; anlatı ritmini kaybetmiyor; olaylar ve düşünsel arka plan bir arada ilerleyerek okuru metnin içinde tutuyor. Bu nedenle okurken sıkılma ya da metinden kopma hissi oluşmuyor. Aksine, insan sayfalar ilerledikçe kitabın akışına kendisini daha fazla kaptırıyor. Ben de bu yüzden kitabı bir gün içinde bitirdim. Bu da eserin yalnızca dikkat çekici değil, aynı zamanda okuru sonuna kadar taşıyabilen bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Arka kapak yazısını okuduğunuzda, daha çok bilim kurgu ya da fantastik yönü baskın bir eserle karşılaşacağınızı düşünebiliyorsunuz. Gerçekten de kitapta bu tür çağrışımlar uyandıran unsurlar mevcut. Ancak eser yalnızca bu yönüyle okunacak bir metin değil. Hatta bana göre kitabın asıl ağırlık merkezi burada yer almıyor. Çünkü Işığın Rehberi, kurduğu atmosferin ve yer verdiği sıra dışı unsurların ötesinde, temelde insanı, insanın hayat karşısındaki duruşunu, ahlakını, ilkelerini ve varoluşla kurduğu bağı sorgulatan bir eser niteliği taşıyor.
Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de, ölümsüzlük fikrini yalnızca fiziksel ya da maddi bir arayış olarak bırakmaması. Karakterlerin ölümsüzlüğe ulaşma arzusu, ilk bakışta klasik anlamda bir “ab-ı hayat” arayışı gibi görünse de, metin ilerledikçe bunun yalnızca somut bir hedef olmadığı anlaşılıyor. Özellikle karakterlerden birinin, ölümsüzlüğün maddi değil manevi bir anlam taşıyabileceği kanaatine vararak bu arayıştan vazgeçmesi, eserin düşünsel yönünü derinleştiren çok önemli bir kırılma noktası oluşturuyor. Bu yönüyle ab-ı hayat arayışı, aslında yaşama, insanın kendini aşma isteğine, kalıcılık arzusuna ve hakikati bulma çabasına ilişkin güçlü bir metafor haline geliyor. Kitap böylece yalnızca “ölümsüzlük mümkün mü?” sorusunu değil, “insanı kalıcı kılan şey nedir?”, “gerçek anlam nerede aranmalıdır?” ve “yaşamın değeri ne ile ölçülür?” gibi daha derin soruları da okurun önüne getiriyor.
Bu yönüyle eser; idealler, ilkeler, ahlaki sınırlar, sadakat, kandırma, yalan, ihanet, iyi ile kötü arasındaki çizgi ve insanın kendi iç çatışmaları gibi çok katmanlı temaları işliyor. Kitabı okurken yalnızca olay örgüsünü takip etmiyorsunuz; aynı zamanda karakterlerin tercihleri üzerinden insan doğasına, zaaflara ve değerler meselesine dair daha geniş bir düşünme alanına da çekiliyorsunuz. Eser bittikten sonra akılda yalnızca olaylar değil, metnin bıraktığı sorular ve çağrışımlar da kalıyor. Bence kitabın gücü de burada yatıyor.
Dil bakımından sade, açık ve yorucu olmayan bir anlatım söz konusu. Ancak bu sadelik kesinlikle edebî hissi azaltmıyor. Tam tersine, gösterişe kaçmayan bu dil, metni hem akıcı hem de etkili kılıyor. Yazar, ağır ve süslü bir anlatıma başvurmadan da edebî bir atmosfer kurmayı başarıyor. Bu da okuma deneyimini daha doğal, daha dinlendirici ve daha içten hale getiriyor. Yani kitap, bir yandan kolay okunan bir yapıya sahipken, diğer yandan okurda iz bırakabilen bir edebî tat da taşıyor.
Yazarı bu kitaptan önce tanımıyordum. Açıkçası Harun Çimen ismiyle daha önce karşılaşmamıştım; bu eser sayesinde haberdar oldum. Öğrendiğim kadarıyla başka bir eseri daha bulunuyor. Işığın Rehberi bende bu ölçüde olumlu ve merak uyandırıcı bir etki bıraktığı için, bundan sonra yazarın diğer yazdıklarını da merak etmeye başladım. Bir yazarın tek bir kitabı bile okurunda devamını okuma isteği uyandırabiliyorsa, bu da o eserin ayrıca güçlü bir yanına işaret eder.
Kitabı okumak isteyenlere rahatlıkla tavsiye ederim. Özellikle çağdaş dönemde, bu çizgide ilerleyen; yani bir yandan kurgu öğeleri barındırırken diğer yandan insanı, hayatı, ahlakı ve anlam arayışını düşündüren eserlerin çok fazla olmadığını düşünüyorum. Bu alanda yazılmış eser sayısı zaten sınırlıyken, Işığın Rehberi’nin bu az sayıdaki eser arasında rahatlıkla öne çıkabilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen çok bilinen ya da çok konuşulan bir eser olmaması da ayrıca dikkat çekici bir tezat oluşturuyor. Bence bu durum, kitabın yetersizliğinden değil, hak ettiği görünürlüğe henüz ulaşamamış olmasından kaynaklanıyor.
Eserin bir başka dikkat çekici yanı da, insanın kendi ahlakını, etiğini, sınırlarını ve iç hakikatini bulma arayışını hissettirmesi. Bu nedenle kitap yalnızca dış olaylara dayanan bir anlatı kurmuyor; aynı zamanda içsel bir yolculuk da sunuyor. Yer yer bu arayışın çok hafif biçimde tasavvufi çağrışımlar uyandırdığını da söylemek mümkün. Özellikle ölümsüzlüğün maddede değil manada aranması gerektiğine işaret eden yaklaşım, bu çağrışımı daha da güçlendiriyor. Elbette eser bütünüyle bu eksene yaslanmıyor; fakat bazı katmanlarında hissedilen manevi arayış, metne ayrı bir derinlik kazandırıyor.
Genel olarak bakıldığında Işığın Rehberi, sürükleyiciliği, düşündürücü temaları, sembolik yönü, sade ama etkili dili ve okurda bıraktığı zihinsel yankıyla dikkat çeken bir eser. İlk bakışta daha çok fantastik ya da bilim kurgu yönü öne çıkacakmış gibi görünse de, esas gücünü insanı ve yaşamı sorgulatan tarafında buluyor. Ölümsüzlük arayışını maddi olandan manevi olana taşıyan yaklaşımıyla da yalnızca ilgi çekici bir kurgu sunmuyor; aynı zamanda okurunu hayatın anlamı, insanın sınırları ve kalıcılığın gerçek mahiyeti üzerine düşünmeye sevk ediyor. Bu nedenle Işığın Rehberi, yalnızca hızlı okunup geçilecek bir roman değil; bittikten sonra da zihinde yaşamaya devam eden, üzerinde düşünülmek istenen bir eser olarak öne çıkıyor.