Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 23 Nisan 2026 00:40 Kitap çağdaş feminist teori içinde çok konuşulan bir inceleme kitabı. Akademik ama aynı zamanda güncel örneklerle ilerleyen bir metin. Ben de çok fazla referans verildiğini görünce okumak istedim. Kitap basitçe çok temel bir soruya cevap arıyor:
“Kadın düşmanlığı tam olarak nedir?” Bu sorulara cevap arayan çok fazla kitap var evet ama Kate Manne buna klasik tanımdan farklı bir cevap veriyor. Yaygın düşünceye göre kadın düşmanlığı kadınlardan nefret etmektir. Manne’ye göre işe kadınları “yerlerinde tutan” bir toplumsal sistemdir.
Yani mesele sadece bireysel nefret değil kadınların belirli rollere uymadığı zaman cezalandırılmasıdır. Bu noktada cinsiyetçiliği de kadın düşmanlığıdan ayırır. Kadın düşmanlığının daha çok cinsiyetçiliğin kolluk kuvveti gibi işlediğini belirtir. Cinsiyetçilik: sistemi haklı çıkaran inançlar. Kadın düşmanlığı: sistemi uygulayan ve ihlal edeni cezalandıran mekanizma. Manne’ye göre cinsiyetçilik kadın ve erkek için farklı rollerin “doğal” olduğu fikrini üretir, (kadın şefkatlidir, erkek lidedir, kadın ev içi emeği üstlenir, erkek dışarıda para kazanır vb.) bu eşitsizliği meşrulaştırır. Kadın düşmanlığı ise bir sosyal kontrol mekanizmasıdır. Yani cinsiyetçilik kural koyar, kadın düşmanlığı denetler ve cezalandırır.
Kitapta bol bol örnek var. Medyada ve siyasetten verilmiş örnekler çoğu. Özellikle Trump'ın seçim zamanında yazıldığı için tabi ki örnekler daha çok oradan geliyor. Bunun dışında özellikle Amerika'daki medyada ses getirmiş bazı cinayet ve cinsel taciz vaklarını da inceliyor. Kitap şu açıdan önemli. Kadın düşmanlığı kavramını psikolojik bir durumdan çıkarıp toplumsal bir kontrol mekanizması olarak yeniden tanımlıyor. Ama gelgelelim ben kitabı maalesef sevemedim. Özellikle dili bence çok sıkıntılıydı. Çeviriden kaynaklı olduğunu söyleyenler de var ama bu konuda yetkinliğim olmadığı için yorum yapamayacağım. Benim için okuma deneyimi yorucuydu. Dönüp tekrar tekrar okuduğum çok fazla cümle ve paragraf oldu. Cümleler gereksiz uzatılıyor ve anlam bulanıklaşıyor böyle olunca. Yorumlara baktığımda birçok kişinin de benimle benzer sorunları yaşadığını gördüm. Dediğim gibi çeviri kaynaklı da olabilir (çünkü yer yer Türkçe'den çok da doğal akmayan ifadeler vardı) metnin kendisi de zorlayıcı olabilir ama sonuç olarak beni yordu. Gerçi "mansplaining" kavramı için çevirmenlerimizin tercih ettiği kelimeyi görünce çok da tatmin edici bir çeviri olmadığı da açık. Neyse.
Genel olarak odaklandığı mesele önemli kitabın ama keşke daha açıklayıcı olsaydı ve birkaç çözüm önerisi de sunsaydı. Manne sadece sorunu tanımlayıp bırakıyor. Daha çok güncel olaylar üzerinden gidiyor bu güzel bir şey ama patriyarkanın tarihsel kökenlerini ve nasıl oluştuğunu yeterince incelemiyor. Bu da analizi biraz zayıf bırakıyor.