·303 syf.····Okunma: 18 Mart 2026 01:10 “sarıyüz” öyle herkesin altını çizerek, “ne güzel yazmış” diye okuduğu bir roman değil. daha çok, okurken sinirinin bozulduğu ama elinden de bırakamadığın türden. sarıyüz sana edebiyat dünyasını anlatmıyor bu arada, onu direkt yüzüne çarpıyor.
ana karakter… nasıl desem… savunulacak hiçbir tarafı yok ama yine de bir noktada “ya tamam ama biraz da sistem böyle” diye kendini onun avukatı gibi hissediyorsun. ve işin en rahatsız edici kısmı bu. çünkü r. f. kuang sana “bak ne kötü insan” demek yerine, “bak, sen de çok farklı değilsin” demeye getiriyor. ince değil, bayağı sokuyor yani.
kitap boyunca herkes bir şekilde haklı gibi davranıyor ama aslında kimse masum değil. edebiyat dünyasının o entelektüel pozları, duyarlılık kasmaları falan… hepsi pamuk ipliğine bağlı. bir tweet, bir kriz, bir yanlış cümle ve hoop—kahraman da oluyorsun, linç de yiyorsun. o yüzden kitap bazen kurgu gibi değil de timeline kaydırıyormuşsun gibi hissettiriyor.
ama şunu net söyleyeyim: bu kitap seni iyi hissettirmek gibi bir derdi asla taşımıyor. karakterle empati kurayım, onunla büyüyeyim falan bekliyorsan yanlış yerdesin. burada daha çok karaktere sinir olup yine de onu izlemeye devam ediyorsun… hani toxic birini stalklamak gibi. bırakamıyorsun ama sevdiğinden değil.
sonuç olarak “sarıyüz”, edebiyat dünyasına yazılmış kibar bir eleştiri değil; bayağı laf sokan, yer yer de rezil eden bir metin. okuyup kapattığında “çok iyi kitaptı” demekten ziyade “bu kadar da açık açık yazılır mıydı ya” diyorsun. ama işte… diyorsun. ve o düşünce bir süre kafanı rahat bırakmıyor.