Mumlar Sonuna Kadar Yanar , Sándor Márai’nin okuduğum ikinci kitabı. İlki İşin Aslı, Judit ve Sonrası idi. Güçlü ve sarsıcı bir eser. İnce gibi görünen ama içinde yılların biriktirdiği ağır bir duyguyu taşıyan bir roman.
Yazarın okuduğum her iki kitabında da beni etkileyen tarafı cümlelerin yüzeysel değil de derin anlam taşıması ve betimlemelerin genişliğiydi. Bazen bazı cümleleri tekrar okumak zorunda kaldığım durumlar oldu. Bu bana keyif verdi.
Kitaba geçecek olursak; aslında tek bir gecede, iki eski dostun uzun yıllar sonra yeniden bir araya gelmesiyle ilerliyor. Ama bu buluşma, sıradan bir hasret giderme değil; geçmişin hesabının sorulduğu, susulmuş her şeyin kelimelere döküldüğü bir yüzleşme.
Roman boyunca neredeyse tek bir uzun konuşma hissi var. Bu, bazı okuyucular için durağan gelebilir ama aslında kitabın gücü tam da burada. Çünkü yazar, sadakat, dostluk, ihanet, aşk ve gurur gibi kavramları öyle incelikli işliyor ki, okurken kendi hayatındaki arkadaşlıkları,dostlukları da sorgulamaya başlıyorsun.
Atmosfer çok yoğun ve biraz da melankolik. Eski bir köşk, geçmişin gölgeleri, yılların suskunluğu ve sabrı var. Generalin yani iki ana karakterden biri olan Henrik’in kırk bir yıl boyunca sükunetle beklemesi etkileyiciydi.
Hepsi birleşince kitapta neredeyse sessiz ama gergin bir hava oluşuyor.
Dili sade ama anlamı ağır. Altını çizmek isteyeceğiniz çok fazla cümle olabilir. Bu yüzden hızlı okunacak bir kitap değil; sindire sindire ilerlemek gerekiyor.