Puan vermedi·120 syf.··Beğendi
· Kitapta olayların arka arkaya verilmesi hikâyeyi canlı ve akıcı tutsa da, duygusal alanın her zaman aynı ölçüde derinleşememesi bir mesafe duygusu oluşturdu bende. bu yüzden bazı sahnelerde yaşanan kırılmalar güçlü olmasına rağmen (yangın, ölüm, ayrılıklar, deprem, hafıza kaybı ..) onların iç dünyadaki karşılığı her zaman aynı yoğunlukta yer etmedi içimde, özellikle bu kadar aşina olduğum duyguları okurken (kayıp, ayrılık, depremzedelik vs) niye sarsılmadığımı ilk başta bende anlamadım..
Sonra hocamın psikoloji alanında eğitim aldığını hatırlayarak _her zaman yazarın hayatına ve kitabın yazıldığı tarihe bakarım_ bazı noktada, bazı kelimeleri tekrarlayarak okura “bak burada önemli bir şey hissediyorsun” diye yönlendirme yaptığını ve duygunun doğal akıştan çok işaret edilerek verilmek istendiğini düşündüm.
Yazarın, metnin arkasında, duyguyu doğrudan anlatmayarak, daha çok eksiklik, boşluk ve kayıp hissi üzerinden sezdirerek bir “duygu farkındalığı” kazandırma çabasında olduğunu ve duyguyu açıklamak yerine okurun onu kendisinin fark etmesine yardım etmek istediğini düşündüm.
Sonuç olarak yazar, hikâyeyi daha çok his üzerinden kurma çabasıyla ilerlemiş olsa da; hikaye zaman zaman yoğunluğu artırmak isterken sadeleşen, derinleştirmek isterken de mesafeli kalan bir bir yapıda dönüşmüş... bu nedenle metin benim açımdan hem çokça merak uyandıran hem de zaman zaman duygusal olarak tam içine giremediğim bir denge üzerinde kaldı.
“Hocam acemilik eseriniz size niceleri için ilham olsun inşallah ”