Jack London’ın ölümsüz eseri Martin Eden, sadece bir başarı öyküsü değil; bir insanın kendi sınıfından kopup entelektüel bir zirveye tırmanırken yaşadığı trajik yabancılaşmanın, hayal kırıklığının ve nihayetinde boşluğa düşüşün hikayesidir.
Martin için yaşam, artık bir "irade" meselesi olmaktan çıkmıştır. O, her şeyi anlamış ama anlayışının bedelini yalnızlıkla ödemiş bir trajik kahramandır.
"Hayat, ancak kitap okuyan ve düşünen insanlarla yaşanmaya değerdir" (sf. 367) diyerek yola çıkan Martin, sonunda o insanların da aslında yaşayan birer ölü olduğunu görüp, kendi sonsuz denizine geri döner.