Puan vermedi·160 syf.··
2026 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 00:48
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile belki de romanının zirvesinden giriş yaptığım Tanpınar’a Beş Şehir ile deneme türünde devam etmiş ve bir süre ara vermiştim. Şimdi Mahur Beste’yle tekrardan başladım, bundan sonra Huzur ve Sahnenin Dışındakiler ile devam etmeyi düşünüyorum. Mahur Beste tefrikalar halinde yazıldığı ve dergilerde yayınlandığı için birbirinden bağımsız öykülerden oluşuyormuş izlenimi veren, yazarın gençlik yıllarında ürettiği deneysel bir roman. Okurken bölümler arasında bir kopukluk var gibi geliyor ama tam olarak öyle değil, aslında tematik bir bütünlük yok sadece. Romanın başında Behçet Bey’in hülyaları ve onu ziyarete gelecek Cavide ve evdeki hizmetçisi üzerinde çok duruluyor ancak ilerleyen sayfalarda bakıyorsunuz ki bunların hiçbir önemi yok. Behçet‘in karakterine, babası İsmail Molla’ya, babası ile olan ilişkisine, babasının dünürü ata Molla’ya ve dünür ilişkilerine, Behçet ile eşi Atiye’nin saraydan yani Abdülhamid’ten gelen teveccühat-ı seniyye ile evlendirilmelerine, bu hususun Atiye’nin babası üzerinde oluşturduğu yıkıma, babasının Behçet’e ve gelinine acımasına şahit oluyorsunuz. Tam bu noktada sağlam bir kurgu oluşuyor hikaye behçet’le devam edecek derken bir bakıyorsunuz Atiye’nin onu siyasete sokma çabası ve oradan Sabri Bey’in hikayesine atlıyoruz. Devamında Behçet’in ablası Ruhsar hanım, onun eşi Halit bey ve onun babası Nuri Bey’in hikayelerini okuyoruz. Bu bölümlerde bahsettiğim karakterlere derinlemesine bir analizle hakim oluyoruz, asıl Behçet’e nasıl bağlanacak diye düşündüğünüz noktada net bir bağlantı olmuyor, sadece ufak bir temas belki. Dediğim gibi tematik olarak bakıldığında roman birbirinden kopukmuş gibi görünüyor ama aslında Behçet etrafında giderek genişleyen bir çember var oluyor. Yazarın anlatmak istediği şey bir kişiye bağlı olay örgüsü olmadığı kendi deyimiyle sabit. Bölümler arasında Osmanlı’nın son dönemindeki o geçiş süreci, 2. Abdülhamid, İttihatçılık, zaman meselesi, kültür, özü yani kültürün temelini bırakmadan değişimlerin gerçekleştirilebileceğini ve böylelikle kalıcı olacağına dair inanç işlenen temalar diyebiliriz. Burada Bergson ve Yahya Kemal’e yazarın düşünce evrenini oluşturması açısından ayrı bir parantez açmak gerekir diye düşünüyorum. Kültür meselesi Beyatlı ile ortak ve Bergson’un zamanın dakika ve saniyelere bölünmesi ancak zamanın kendisinin bu bölünmeden ayrı bir kavram olduğu gerçeği kendini gösteriyor. Murat Bey incelemesinde bu hususu daha detaylı izah etmiş isteyen istifade edebilir. Romanın son kısmında yazar Behçet Bey’e yazdığı mektupla onun hikayesini aslında yarım bırakmadığını bilakis amacının bir roman yazmak değil kendisinin anlattıklarını aynen nakletmek olduğunu söyleyerek romanın içinde zekice bir hamleyle kendisine gelecek eleştirilere bir nevi cevap da vermiş oluyor. Sabri Bey ile İsmail Molla’nın evindedeki konuşmaları bu çok didaktik ve yazarın vermek istediği görüşleri bize net bir şekilde dikte ettiğini görüyoruz, bu görüşler benim hayat felsefemle uyumlu olduğu için bende çok olumsuz bir izlenim bırakmadı ama bir roman yazını olarak baktığınızda teknik açıdan biraz eleştirilebilir. Tüm bunların yanında Tanpınar’ın şiir gibi akan üslubu gerçekten harika. Bach’ın bir bestesini dinliyormuş izlenimi veren cümleleri akıp gidiyor, okuması çok keyifli, kelime kullanımları ve oluşan o ahenk beni çok etkiledi. Yukarıda eleştirdiğim noktalar kurgu açısından bana göre biraz eksik olsa da biçimsel anlamda beğendim.
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma
·
32 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.