İnsan yürekli olsun Osman Vecdi,
Puan vermedi·135 syf.··
2026 21. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 15:05
Canım Osman Vecdi, hikâyenin bütün ömrümce kalbimde gezeceğini sana anlatabilsem keşke. Kitapların dünyasına girdiğim herhangi bir rüyada söz veriyorum, seni bulacağım. İnsan yürekli olsun derler; sen kuş kalbinde dünyanın en büyük yüreğini taşıdın. Seni aldım dost diye, sırladım kendime... Kitabı henüz bitirmenin kırgınlığıyla Osman Vecdi’nin tüm yaşadıklarına üzülerek yazıyorum. Genç bir adamın yaralarla dolu öyküsünü yazan Halit Ziya çok uzağımızda değil. Ahmet Cemil’i nasıl yazdığını bildiğim için heyecanla okudum kitabı. Ve bütün heyecanıma değdi, demek boynuma borç. Acıyı estetize etmeden, gerçek hayatla harmanlayıp aktarınca o duyguyu samimi şekilde hissettirme konusunda sevdiğim bir yazar Halit Ziya. Karakterleri yüzeysel değil, altı dolu, uyanık, farklı. Ve sonuna kadar gerçek. Büyük, heybetli ve süslü cümleleri yok ama kalbe dokunuyor. Mesela bir yerde hayal kırıklığını, kaderden yara almayı şöyle tarifliyor: “Larvadan çıkan kelebek, gökyüzüne yol almaya, çiçeklere uğramaya aşkın bir istekle hazır; bahçeye, gülistana fıtrî bir heyecanı var. Kanatlarını nasıl kullanacağını bilmiyor ama içinde buna dair öğretilmiş bir bilgi var. Tam kanat çırpıp göğe yükselecek, acımasız bir rüzgâr onu yere çalar, kanatlarından yaralar.” Yani belki Türk edebiyatında bu cümlelerden daha güzel cümleler de kurulmuştur ama ben defalarca okuyup aynı hisle etkilendim. Karşılıksız bir aşkın eteğindeki bu genç adam hakkındaki ilk düşüncem; şiire, edebiyata ya da içini ifşalayacak olan her şeye olan önyargısı. Ve bunu kitapta ustaca karşı tarafa aktarıyor ki gerçekten bir şeyleri saklamaya çalışıyor , aynı zamanda bir ego algısı oluşturuyor, ket vuruyor duyguların başkasına geçmesini dürtüleyecek ne varsa. Böylelikle tam olarak kimse duygularına vakıf olamıyor. Çünkü içeriden küçük bir iz bile içindeki sızılardan bahsedebilir, hâlâ büyümemiş, mütemadiyen ağlamak isteyen bir çocuğu ele verebilir. Belki bir kadına aşk ile bağlanması kaçınılmaz bir sondu. Çünkü duygusal olarak zaten eksikti ve bu kalbini savunmasız hâle getiriyordu. Zannediyorum karşıdaki kadın Nigar olmasaydı da bir başka kadına böyle bağlanabilirdi. Bu kadar kırılmasının önüne geçilebilir miydi? Muhakkak geçilirdi. Çünkü Nigar, dönemin şartları ve baskısına rağmen güçlü bir kadın, ufku geniş, anlama kabiliyeti gelişmiş. Daha ilk andan bir duvar çekseydi eminim bu kadar kırılmazdı, hülyalara dalmazdı, bir ışık sanıp tutulmazdı. Bu savunmasız adam, anne sevgisini, aidiyet duygusunu, anlaşılır olma hissini tek bir aşkta birleştirip hayata böyle tutunmaya hazır bir sıhhatteydi. Ve yanındaki insanlar iyi bir şey yaptığını sanarak kötülük yaptılar. İşte buna kırılıyorum ben. Kitabın bir başka güzel yönü, çektiği bu sıkıntılara rağmen onu Oblomov'luğa itmeyen bir yanının olması. Yani sonuna kadar sızılı ama cepheye gidebilecek kadar da hayatın içinde. Orada anlamlı bir şeyler yapabilmek arzusunu yitirmeyecek kadar gerçek. Çünkü akıl tutulması gibi gün boyu aşk acıları içinde inlemiyor. Ve bu yönü çoğu klasik eserden daha özel, daha anlamlı. Belki alakasız ama kitapları okurken başka karakterleri hatırlamayı severim. Osman Vecdi bana Halit Ziya’nın bir başka yaralı karakteri Ahmet Cemil’i ve Genç Werther’i anımsatıyor.
Edebiyat
Bir Ölünün DefteriHalid Ziya Uşaklıgil · Kapra Yayıncılık · 20212,195 okunma
·
57 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.