Puan vermedi·448 syf.····Okunma: 20 Nisan 2026 00:00 İlk kez psikolojik polisiye okudum. Kitap tam da isminin hakkını veriyor ve sayfalar boyunca Yolun Sonundaki Kadınlar ' ı anlatıyor. Kahramanımız cinayet büronun komiseri, gerçeklik ile bilinçdışının sınırlarını birbirine karıştırıyor.
Mesleği gereği cinayete kurban giden o kadar çok kadın görmüştür ki artık hepsinin yüzü, saçı, kıyafeti birbirine karışmıştır. Çünkü aslında hepsi de aynı: kaderleri, sonları, cesetlerinin son görüntüsü, geride bıraktıkları... Bu kadınlar artık komiserin "Zihnimin Hafızanın Sindiremeyeceği Belli Şeyler" adlı kısmına kaydediliyor.
Peki ya o kadınların katilleri?
Onlar: "Evrimleşmiş yeni bir insan türüydü bu. Toplum kuralları ve kanunların çatlaklarına saklanmayı çok iyi başaran bir tür."
Her olay yerinde ise mutlaka olan tipler ve bunların hiç değişmeyen yüzleri, kıyafetleri, duruşları vardı.
Beni en çok etkileyen cinayet, önce tecavüz edilen ardından öldürülen kimsesiz/evsiz bir kadın. Cinayeti olay yerinde dinlemiş olmak için ayaküstü dinlenen başka bir evsizin hiç dikkate alınmaması. Çünkü o da bir kimsesiz/ evsiz. Oysa bu evsiz tecavüz edeni de öldüreni de biliyordu. Dikkate alınmayacağını da biliyordu. Sadece bir bakış gerçek suçluyu biliyorum diyordu. Tanındığını bilen gerçek suçlu tarafından bir hafta sonra öldürüldü. Onların vakasını araştıran kimse çıkmamıştı doğal olarak. Gerçek katiller de yine aramızda saygın hayatlarına devam ediyordu.
Dünyanın büyük bir tımarhane olduğunu söyleyen kahramanımız ciddi, reddedilmeyecek bir teklif alır. Ben olsam düşünmeden kabul ederdim, yalan yok. Komiserimiz kabul etti mi acaba? Bunun için kitabı okumanız gerek.
Bir ömürde pek çok defa kullanılmış olsa da hayat akışında ilk başlarda zor ama sonrasında çabucak eriyen bir kelime : Güven.
Fark yaratan çaldığımız notalar değil, çalmadıklarımızdır. ( Miles Davis)
Afrika'da Kalahari Çölü'ndeki yerliler der ki, iki tip açlık vardır:
Küçük Açlık: Fiziksel olarak aç olma durumu,
Büyük Açlık: Hayatın anlamına aç olma durumu.
#masalkitapligii