Bu kitapta bir aşk okumayacaksınız, o aşkı yaşayacaksınız.
İki aile dostunun çocukları daha çocukluk yıllarında aşık olurlar. Biz hep Umut'un aşkına tanıklık ediyoruz. Ama Elif'i de romanın sonunda çok iyi anlıyoruz.
Bir erkek ne kadar güzel, ne kadar çok, ne kadar temiz sevebilirse Umut öyle seviyor Elif'i. Bu sevgi onu paramparça edince de " Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boş yere mağaramdan çıkarma beni." diyor kırgın ve yorgun kalbi.
Peki bir erkek kaç yıl hiç görmeden, haber almadan, sesini duymadan sevebilir? Bir erkek kaç kere terk edilebilir? Kaç erkek ömrünü sevdiği kız için heba edebilir?
Klasik kavuşmanın ya da kavuşamamanın ötesine geçmesini, arkadaşının kitabına akışını, Tahir Bey'in babalığını hissettirmesini, Elif'in bağlanamayışını, şarkıların/ şiirlerin kurguya yedirilmesini, hele 14 yaşında... ve daha o kadar çok şeyi sevdim ki bu kitapta.
İyi ki okudum dediğim ve sizlerin de aynı cümleyi kuracağınıza emin olduğum bu kitaba sakın geç kalmayın.
Oysa, herkes anlatmak için birini arar.
Sevip de susmak tecritlerin en ağırıydı.
İnsan ne garip canlı, yenile yenile öğreniyor ruhunu taş duvarlarla örmeyi.
Zaten Her şey hayal kurmakla başlamaz mıydı?
Taş kalpli de olmuyor, sonradan olunuyor.
Fırtınanın yaklaştığını sadece anlarsınız, onu durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmez.
İnsanlar gürültülü eylemlere tepkisiz kalabilirler de sessizliğin sesine dayanamazlar.
Hayatında bir sorunla karşılaşmamış birisi gün gelir bir tek sorunla karşılaşırsa hayata tepetaklak olur.
Ben merak etmiyorum artık. Bir kere yapan yine yapar...Bir kere giden yine gider.
İnsan bu kadar acıya dayanmak zorunda değildir. Ne kadar acıya dayanmalıdır: Dayanabildiği kadar. Ya dayanamıyorsa?
Kaybedeceğimiz şeyin büyüklüğü bizim hayattaki sorma