Puan vermedi·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2026 00:00 Bazı kitaplar vardır, okursunuz çok seversiniz, baya etkilenirsiniz. Sınra birileri size o kitabı sorar anlatır mısın biraz? Siz anlatamazsınız. Çünkü kitap tam olarak öyle bir kitaptır. Kitabı çok sevdim, çok beğendim ama nasıl ve ne anlatacağımı pek bilemiyorum.
Bu tür kitapların anlatım biçimlerinin bir ismi var mıdır bilmem. Ama öyle eline al oku baya baya sev ama her telden şeyler barındırsın içinde ve sen tam olarak ne anlatacağını bileme. İşte kitabın özeti bu. :) ama tabi biraz anlatmakta lazım. Bakalım nasıl olacaksa. Ben bu tür kitapları hakkaten seviyormuşum.
Kapak tasarımı beni etkilediği için kitabı almıştım aslında. Bu kapaktaki görsel Picasso’nun “Minotorların Kralı” isimli eseri. Ne alaka diyebilirsiniz. Ama Minotor bu eserde çok önemli bir yere sahip.
Peki Minotor kim? Bu soruya kısa bir cevap olsun. Zaten kitabı okuduğunuzda da bu bilgiye ulaşacaksınız ama olsun amme hizmeti bizimkisi :)
Minotor, Yunan Mitolojisinde, Kraliçe Pesiphae'nin bir boğayla ilişkisinden doğan bir çocuğudur. Bir ihanetin temsilidir. Yarı insan yarı boğa şeklindedir, karanlık bir labirente hapsedilmiştir ve orada ölümü beklemektedir.
Minotor, birçok edebi eserde saf kötü olarak ele alınmıştır. Dante, Cehennemi'nde onu yedinci katın girişine yerleştirmiştir mesela. Vergilius ise onun için 'korkunç birleşmenin çifte suretli meyvesi / doğa dışı şehvetin daimi hatırası' demiştir. Bunun gibi örnekleri kitapta bulacaksınız zaten. Kısacası Minotor koca bir yanlışlığa verilmiş isim de diyebiliriz.
Sadece Minotordan tabiki bahsetmiyor. Garip bir şekilde olaylar Minotor etrafında toplanıyor gibi olsa da tamamen ondan ibaret diyemeyiz. Kitaba haksızlık olur.
Bu kitapta zaman ve mekan birbirine karışmış, birbirinin içine geçmiş gibi. Ama daha çok karanlık yönleri ile karşımıza çıkıyor. Kim mi? Tabiki baş karakterimiz Georgi.
Georgi insanların anılarında dolaşan, onların anılarının içinde yolculuk yapan bir karakter. Sadece bu kadar da değil tabi. Anılarında yolculuk yapmadığı zamanlarda onları topluyor, insanların hikayelerini/ anılarını satın alıyor. Bu hikayeler Georgi için en büyük azık.
Peki bizim, bizden hikaye istese anlatacak hikayemiz var mıdır? Düşünmek gerek.
Kitap tamamen farklı bakış açılarını gündemde tutan, normal akışında devam eden bir yolu/ yolculuğu olmayan/ tıpkı bir labirent gibi yön değiştiren bir anlatıma sahip. Buda doğal olarak okurken insanı fazlasıyla yoruyor. Yanlış anlaşılmasın evet çok yoruldum ama kitabıda çok sevdim.
Bir kitabı elimde uzun süre tutmam ama bu kitabı severek okuduğum halde bir türlü bitiremedim. Sanki okudukça sayfa sayısı daha da çok artıyor gibi bir his bu.
Diyeceksiniz ki hüzün ne alaka. İşte oda tam olarak toplumun/ insanlığın sesi çığlığı. kimseye duyuramadığı ama derinden etkileyen bir çığlık. Kayıpların, hasretin, özlemin, geçmişin izlerini taşıyan travmaların bir sembolü gibi. Her şeyin en derininde yatan o kelime/his : hüzün.
Aslında insan hem yalnızlığını hem de geçmişte olanla arasındaki bağını hatırlıyor. Bu yüzden hüzün kıymetlidir. Bir varoluşsak sancının görünebilen yanıdır.
Minotor dışlanmışlığın bir sembolüdür,
Hüzün yalnızlığın sembolüdür,
Hikayeleri satın almak ya da anılarında dolaşmak ise insanın var olma çabasını, direnişini gösterir.
Yani anlayacağınız kitap çok dolu, derin bir anlatım ve içeriğe sahip. Sakin kafa ile uzun soluklu bir okumayı hak ediyor.
O zaman sizlerde içinizdeki o Minotor/ dışlanan yanınızı bulun, oradaki anılarınızda dolaşın v onların derinlemesine hüznünü yaşadıktan sonra, empati yaptıktan sonra onunla barışarak yolunuza devam edin. Bu sancılı bir yolculuk evet ama elbet atlatılabilecek bir yolculukta aynı zamanda :)
Herkesin bir hikayesi vardır. Sizin hikayeniz ne?