·184 syf.····Okunma: 24 Nisan 2026 08:03 Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Söyleyecek çok bir şeyim de yok gibi zaten. Çünkü bu kitabı beğenmedim.
Burjuva bir yazar noel hediyesi olarak eşine safkan Puli bir yavru köpek alır. Bir zaman sonra köpeğin safkan bir cins köpek değilde sıradan melez bir çoban köpeği olduğu ortaya çıkar. O noktadan sonra onu sokakta yanlarında gezdirmekten bile utanır olurlar. Çünkü yanında cins bir köpekle dolaşmak bile bir statü meselesidir.
Bu meseleyi kavradıktan sonra, yazarın tarzını da göz önünde tutarak bu köpek hikayesinin derin bir metafor olduğu sonucuna vardım. Kitaplarında sıkça ele aldığı sınıf meselesini bu sefer bir köpek hikayesi üzerinden, onda görmeye alışmadığımız bir tarzda kaleme alıyor.
Marai’ye karşı duyguğum saygı da sevgi de çok derin. Belki de bu yüzden ondan beklentim çok yüksek. Ama bu kitapta tarif edemediğim bir sığlık var. Mesela yazarın okuduğum diğer bütün kitaplarında insanı derin derin düşünmeye sevk eden, sanki bir dolu yaşanmışlığı yoğunlaştırıp bir kaç satıra sığdırılmışçasına derin alıntılara rastlardım. Fakat bu kitapta böylesi bir derinlik yakalayamadım. Buda’da Bir Boşanma üzerine inceleme yazarken, raman karakterleri için “içine içine şekillendirilmiş heykeller gibi” tabiri kullanmıştım. Dümdüz gibi görünen fakat içinde uçsuz bucaksız farklılıklar ve derinlikler barındıran karakterler. Bu eserin kahramanlarında o da yok bana kalırsa. Yanılıyor muyum acaba diyeceğim ama , yok. Bence Marai’nin kalemi beni bir şekilde içine çekmeyi başarırdı. Yani ne diyeyim. Söyleyeceklerim bu kadar.