Bu kitabı okurken şunu fark ettim…
Tarih dediğimiz şey sadece savaşlardan ibaret değilmiş.
Ahmet Taşağıl’ın *Uygurlar* kitabı bana, bir milletin nasıl değişebileceğini gösterdi.
Uygurlar…
Göçebe bir hayattan çıkıp yerleşik düzene geçen,
Sadece kılıçla değil, kalemle de var olan bir toplum.
En çok da bu yönleri etkiledi beni.
Çünkü ben de kelimelere değer veren biriyim.
Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri,
Onların Çin’le olan ilişkileri oldu.
Sadece savaşan değil, düşünen ve hesap yapan bir devlet…
Bu bana tarihin daha derin bir yüzü olduğunu hissettirdi.
Bir de din meselesi var.
Maniheizm’e geçişleri…
Bu sadece bir inanç değişimi değil,
Bir yaşam biçiminin tamamen dönüşmesi gibi.
Okurken bazı yerlerde yoruldum,
Çünkü anlatım yer yer ağırlaşıyor.
Ama yine de bırakamadım.
Çünkü her sayfada geçmişten bir iz buldum.
Ben bu kitaptan şunu aldım:
Tarih, gürültüden çok sessizlikte anlaşılır.
Ve bazı milletler vardır…
Onları anlamak için sadece okumak yetmez,
Biraz da hissetmek gerekir.