Muzaffer Kale’nin "Dönüşte Yağmura Yakalandık" kitabını elinize aldığınız anda, sanki bir öykü kitabı değil de, şairane bir dille yazılmış "an"ların bir kesiti içinde bir izleyen olarak oturduğunuzu hissediyorsunuz. Yazar dili o kadar titiz kullanıyor ki fazlalık bir sıfat dahi görmeniz mümkün değil. Hani bazı insanlar vardır ya, az konuşurlar ama tek bir cümleyle seni tam kalbinden yakalarlar; işte Muzaffer Kale’nin kalemi tam olarak öyle. Şair olduğu her satırından belli; kelimeleri öyle bir seçip yan yana getirmiş ki, sanki metinden tek bir virgülü bile çıkarsan o güzelim büyü bozulacakmış gibi duruyor.
Kitap boyunca o bildiğimiz, çocukluğumuzun geçtiği sokakların, yağmur kokan kasabaların ve bazen de o hepimizin içindeki o hiç bitmeyen "eve dönme" isteğinin peşinden gidiyoruz. Ama yazar bize her şeyi bir çırpıda anlatıp bitirmiyor; aralarda öyle boşluklar bırakıyor ki, o boşlukları kendi anılarınla, kendi hüzünlerinle sen dolduruyorsun . Hatta o boşlukların havada kalan insanda eksiklik uyandıran bir tarafının da olmadığını, aksine sanki öyünün öncesinde de sonrasında da ne olduğunu bildiğimiz tanıdık bir kesit okuyoruz. Kısa, öz ama bir o kadar da derin... Bir çırpıda okunuyor belki ama etkisi bir yağmur sonrası toprak kokusu gibi uzun süre üzerine siniyor insanın. Kısacası bu kitap, gürültülü dünyanın içinde biraz soluklanmak ve kelimelerin o sessiz gücüne sığınmak isteyenler için tam bir sığınak. Muzaffer Kale