Latin Amerika edebiyatının “görünmezi görünür” kılan, bu yüzden de “görünmez olması istenen” bir ismi ile selamlıyorum sizi.
Kendi iradesiyle kendi idaresine son veren modern anlatının öncülerinden biri olan Quiroga insanın doğayla, ölümle ve kendi bilinmezlikleriyle mücadelesini öykülerinin merkezine yerleştirmiş.
Doğayı sadece pastoral bir fon olarak değil insanın yazgısına yön veren bir güç olarak kullanmış.
Eserlerinde Edgar Alan Poe’nun ayak izlerine bastığını düşündüren ögeler var ise de “hakikat ile gerilim arasındaki o eşsiz denge” öyle net ki…
Yazara karşı çıkan, onun sesini bastırmaya çalışan ve üstelik bunu kimi zaman zorbalıkla alenen kimi zaman da nezaket soslu kinaye ile süsleyen seslerden birinin “Üstat Borges” olduğunu öğrendiğimde epey şaşırdım.
Sanırım onun “görünür bilgeliğine” olan sarsılmaz inancımdan ötürü…
( Öykülerin gerçek sahibinin Kipling olduğunu ileri sürerek onu bir tür “Uruguay hurafesi” olarak nitelendirmiş)
Ama şaşırdım mı? Hayır!
İnsan doğası … Beşer, şaşar!
İlerleyen yıllarda Borges ve Arlt’ın iyice belirginleştireceği öykü geleneğinin öncülerinden biri olmuş.
“Modernizmin kozmopolit dekanlığından uzaklaşarak yalın ve keskin bir anlatımı tercih eden Quiroga Latin Amerika edebiyatında medeniyet ile barbarlık arasındaki temel karşılığı berrak bir biçimde görünür kıldı.”
Arka kapakta yer bulan kendisi ve yazdıkları hakkındaki bu paragraf, öykülerini okuduktan daha da anlam kazandı.
Doğanın insana karşı sessiz direnişini ve insanın bilinmez doğasını bir kez daha anlamak/ anlamlandırmak adına.
Kıtada “kısa anlatının teknik sorunlarını ciddiyetle ele alan ilk yazarlardan biri olarak” Martín Fierro grubunun yönelttiği tüm suçlamalara ve Borges’ın manipülasyonlarına rağmen kendinden ödün vermeden doğru bildiğini savunan
Quiroga umarım daha çok okunur. Güneşli Uygarlıklar