İlk bölümde, ebeveynlerin kucaklarında tuttukları ve gözlerine baktıkları çocuklarının yüksek bir gelişim potansiyeline sahip olduğu vurgulanmaktadır. Bu potansiyelin ortaya çıkması, büyük ölçüde çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullara bağlıdır. Uygun, destekleyici ve besleyici bir ortamda bu potansiyel gelişip güçlenirken yetersiz ve elverişsiz koşullarda zamanla körelmekte ve işlevini yitirmektedir.
İkinci bölümde, ebeveynlerin çocuklarına yönelik niyetlerini sorgulamaları amaçlanmaktadır. Bu bağlamda temel soru şudur: Ebeveyn, çocuğun gelişimi için mi vardır, yoksa çocuk ebeveynin beklenti ve ihtiyaçlarına hizmet eden bir araç mıdır? Çocuğun, bağımsız bir birey olarak saygı duyulması gereken bir özne mi yoksa ebeveynin amaçları doğrultusunda kullanılan bir nesne mi olarak görüldüğü, ebeveynlik yaklaşımının niteliğini belirleyen temel unsurlardan biridir.
Üçüncü bölümde, ebeveynlerin kendi kimliklerine yönelik farkındalık geliştirmeleri ele alınmaktadır. Burada, ebeveynin çocuğu üzerinden kendini kanıtlamaya çalışan bir tutum içinde olup olmadığı ya da çocuğun gelişimini desteklemeye odaklanan bir yaklaşım benimseyip benimsemediği sorgulanır. Gelişim odaklı ebeveynlik anlayışında, çocuğun davranışlarından ziyade ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin niteliği ön plandadır. Bu yaklaşım, korku, kaygı ve öfke temelli bir tutum yerine güven, umut ve şükür gibi olumlu duyguların beslenmesini esas alır.
Dördüncü bölümde, sağlıklı ebeveynliğin temelinin, sağlıklı bir eş ilişkisine dayandığı ifade edilmektedir. Eşler arasındaki ilişkinin ihmal edilmesi, etkili anne-baba olma sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, bireylerin kendi yetiştikleri aile ortamına dair farkındalıklarının artması, ebeveynlik becerilerini doğrudan güçlendirmektedir. Anne ve babanın çocuk yetiştirme konusundaki yaklaşımlarında ortak bir anlayış geliştirmeleri, çocuğun gelişimi açısından önemli bir belirleyicidir. Bu çerçevede, çocukla kurulan iletişimin en sağlıklı ve verimli yolu, karşılıklı etkileşime dayalı, açık ve sürekli bir sohbet ortamının oluşturulmasıdır.
Beşinci bölümde ise aile içi etkileşimi güçlendiren aile toplantıları ve çocuğun yetiştiği ortamda var olan temel değerler ele alınmaktadır. Ailede hakim olan değerler, somut olarak gözlemlenmeseler de ortamın duygusal atmosferini belirleyen ve bireyler tarafından sürekli deneyimlenen unsurlardır. Bu nedenle, çocuklara inançlar ve yaşam amaçları dayatılmamalıdır. Zira bu tür dayatmalar bireysel gelişimi kısıtlayan bir yapı oluşturur. Bunun yerine, ebeveynlerin kendi içsel farkındalıklarını geliştirerek bireysel keşif süreçlerine yönelmeleri ve çocuğa da benzer bir özgürlük alanı tanımaları, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelişim ortamı sağlar. Kitabı okurken ben çok keyif aldım. Doğan Cüceloğlu'nun açık ve anlaşılır bir şekilde yazdığı bu kitabı içtenlikle tüm ebeveynlere tavsiye ediyorum.