Uzun bir aradan sonra kitap okumaya Kadınlar Ormanı ile geri döndüm. Öncelikle kısaca kitabın konusundan bahsetmek istiyorum.
Hikâyemiz Meksika’da uyuşturucu kartellerinin etkisi altındaki bir köyde geçiyor. Bu köyde neredeyse hiç erkek yok; olanlar ya Amerika’ya kaçmış ya da suç dünyasına karışmış durumda. Geriye kalanlar, özellikle kız çocukları için hayatta kalmanın tek yolu ise “çirkin görünmek”. Çünkü bu dünyada güzellik bir avantaj değil, aksine bir tehdit olarak görülüyor. Anneler çocuklarını koruyabilmek için saçlarını kesiyor, dişlerini karartıyor ve karteller köye geldiğinde onları yer altına kazdıkları çukurlarda saklıyor.
Kısacası kitap, güzelliğin bir lanete dönüştüğü ve saklanmanın hayatta kalmanın tek yolu haline geldiği sert ve sarsıcı bir dünyanın mağdurlarını anlatıyor . Her ne kadar konusu ağır olsa da kitap oldukça akıcı. Yorucu ya da ağır bir anlatımı yok, bu yüzden beklediğimden daha hızlı okudum.
Bana göre kitabın en güçlü yanı, “güzellik” kavramını ters yüz etmesi. Normalde bir avantaj olarak görülen şeyin farklı bir dünyada tehlike olarak görülmesi oldukça düşündürücü. Ayrıca kız çocuklarının hayatta kalmak için görünmez olmaya zorlanması, gerçeklik algısını sarsan en güçlü noktalardan biriydi. Çünkü görünmezliğin geçmişte de günümüzde de bir koruma sağlamadığı gerçeğini hepimiz biliyoruz. Yine kitabın ana temasında bariz sistematik bir korku düzeni var. Ve bu korku sadece dışarıdan değil, içeriden—yani anneler tarafından da bir koruma yöntemi olarak benimsenmiş. Bu iki unsurun birbirini tamamlayarak hikâyeye yedirilmesi, kitabın en vurucu yönlerinden biriydi bence.
Kitapla ilgili söylenecek çok şey var ama kısaca bu şekilde yorumlayabilirim. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar.