·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Nisan 2026 20:57 Çok şey okudum ama çok az şey yaşadım." (S.37)
Bu cümleyi yazdığında Borges 30 yaşındaymış ve bu hüzünlü cümle için şöyle diyor "...henüz okumanın bir yaşam biçimi olduğunun farkında değildim."
Ahhh! Okumanın bir yaşam biçimi olduğunu fark etmek için ne kadar okumak ve ne kadar yaşamak gerekiyor acaba?
Haziran 2014'de Floransa'da yazılan "Borges ya da oyuncaklar evi" isimli şiirle başlayan kitap, Eylül 2014'de Paris'de yazılan ve Borges'in son anlarını anlatan bir denemeyle son buluyor. Tıpkı Borges'in okumayı en sevdiği üçlü olan şiir, deneme, öykü türlerine birer ithaf gibi.
Kitapta farklı yıllarda Llosa'nın Borges'le yaptığı 2 ayrı söyleşi de bulunuyor ve Borges'in yıllar içinde düşüncelerinin nasıl şekillendiğini görmek oldukça keyifliydi. Fakat asıl dikkatimi çeken Llosa'nın 50'li yıllarda Sartre rüzgarına kapılıp "yazarın çağına ve topluma karşı sorumlu olması gerektiği" inancındayken, Borges'i politika, tarih hatta sanatı hor gören, hayal evreninde bir yazar olarak görmesine rağmen ısrarla okumaya devam etmesi. İtiraf etmek gerekirse buradaki hisleri gizli gizli Ahmet Kaya dinleyen ülkücülerden pek farklı gelmedi :) Borges politikadan ve politikacılardan ısrarla uzak duruken,ona böyle bir bölüm ayırmış olması da biraz ironik! Yine, "Onetti ve Borges" bölümü de birbirinden pek haz etmeyen bu iki ismi garip şekilde bir araya getiren Llosavari bir dokunuş olmuş.
Çok severek okuduğum bir kitaptı. Borges'in kişisel hayatı, kadınlardan kaçar tavrı, baston koleksiyonu, aşırı düzgün giyinmesi (evde bile kravatlı oturması), görmeye duyduğu özlemi gibi kişisel bilgilerin de olduğu şahane bir eserdi. Borges hangi dilde okunursa okunsun dildeki o sadeliği, "sözcüklerin düşüncesi" olduğu edasını hissettirdiğini bilmek beni çok mutlu etti. Borges ve Llosa seven herkese tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim.