Shakespeare’in Pericles oyununu okudum ve genel olarak güzel buldum. Kitap kısa olduğu için hızlı okunuyor ama içinde oldukça fazla olay var. Macera, kayıp, acı, aile, sabır ve yeniden kavuşma gibi temalar öne çıkıyor. Bu yönüyle bana klasik bir trajediden çok masalsı bir yolculuk hikâyesi gibi geldi.
Oyunda Pericles’in farklı şehirlerden geçmesi hikâyeye hareket katıyor. Antakya, Tarsus, Pentapolis, Efes ve Midilli gibi yerlerin geçmesi eseri daha geniş bir dünyaya yayıyor. Özellikle Antakya’nın geçmesi beni etkiledi; çünkü tanıdık bir coğrafyanın Shakespeare’in eserinde yer alması metni bana daha yakın hissettirdi. Antakya’nın oyunun başında gizemli ve tehlikeli bir yer olarak anlatılması da dikkat çekiciydi.
Eleştirmenlerin bu oyunu neden çok eleştirdiğini biraz anlayabiliyorum. Shakespeare’in Hamlet, Macbeth veya Othello gibi oyunlarına göre karakter derinliği daha az olabilir. Ayrıca olaylar bazen çok tesadüfi ilerliyor. Fırtınalar, kaybolmalar, ölüm sanılmalar ve yıllar sonra tekrar kavuşmalar hikâyede önemli yer tutuyor. Bu yüzden bazı bölümler gerçekçi olmaktan çok masalsı duruyor.
Ama bence bu durum kitabı kötü yapmıyor. Tam tersine, Pericles’in kendine özgü bir havası var. Eser, Shakespeare’in geç dönem oyunlarındaki romance türüne yakın görülüyor. Yani tamamen trajedi değil; içinde acı olaylar olsa da sonunda umut, iyileşme ve kavuşma duygusu ağır basıyor. Bu yüzden okurken karanlık bir hikâyeden çok, zor zamanlardan sonra gelen bir toparlanma hissi veriyor.
Kitapla ilgili ilginç bir bilgi de şu: Pericles’in tamamının Shakespeare tarafından yazılıp yazılmadığı tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar özellikle ilk bölümlerde başka bir yazarın etkisi olabileceğini düşünür. Bu yüzden oyunun dili ve yapısı bazı eleştirmenler tarafından Shakespeare’in diğer büyük eserlerine göre daha zayıf bulunmuştur.
Yine de ben Pericles’i keyifli bir eser olarak gördüm. Kusurları olabilir ama kısa, akıcı ve duygusal bir hikâye.