Dün gece ve bugün William Shakespeare’in ‘Pericles’ isimli eserini okudum. Bu eseri genellikle Shakespeare’in fazla bilinen eserlerinden değildir. En azından Iulius Caesar, Kral Lear, Macbeth, Othello kadar bilinen bir eser değildir. Britanya tarihinin en büyük yazarlarından olan Shakespeare’in son dönem eserlerinden olan Pericles’in, ben de tarih konusunda biraz genel kültür sahibi birçok kişi gibi yanılarak, Antik Yunanistan’da yaşamış çok önemli bir yönetici olan Pericles’ten bahsettiğini düşünerek satın aldım. Ancak gerçek çok ama çok farklı oldu. Eser bildiğimiz tarihsel Pericles’ten değil; kurmaca bir Perikles’den bahsediyor.
Sur prensi Pericles’in, Antakya kralı Antiochus ile birtakım sorunlar yaşamasıyla başlayan macera, komplolar, fırtınalar, yalanlar, kavuşmalar, ayrılmalar gibi çeşitli olaylarla bezeli. Efes’ten, Tarsus’a, Midilli’den Sur’a kadar çok geniş bir bölgede geçen esere gerçekten hayran kaldım. Evet bu eser diğer Shakespeare eserlerine bazı bakımlardan benzemiyor. Hatta Pericles’in, Shakespeare ile birlikte bir başka yazarın da yazdığı bir tartışma konusu. Ancak tüm bu etmenler eserin kalitesini etkilememiş ve bizlerin okuması için gayet kaliteli bir trajedi ortaya çıkmış.
Antik dönemde -Muhtemelen Geç Antikçağ, çünkü bir yerde ‘Kitapta yazmaz.’ gibi bir cümle bulunuyor ve bu cümle bana direkt olarak Kutsal Kitap’ı hatırlattı- geçen trajedisi bol bir tiyatro eseri arıyorsanız, ayrılık öykülerinden hoşlanıyorsanız, Shakespeare’in diğer eserlerinden daha farklı eserini okumak istiyorsanız, Pericles sizler için biçilmiş kaftan. Ben bu eseri gerçekten çok beğendim. Okumak isteyenlere de gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.