Ege’nin sularında geçen sarsıcı bir aile dramını odağına alırken, aynı zamanda günümüzün en büyük yaralarından biri olan göçmenlik meselesini toplumsal bir gerçekçilikle işliyor. Yazar; denizin cömertliğini ve aynı zamanda barındırdığı trajedileri, evlat acısıyla kavrulan balıkçı Mustafa ve karısı Mesude’nin hikayesi üzerinden ustalıkla dokuyor. Bir sabah denizde buldukları bebekle umuda tutunan bu ailenin yaşadıkları, sadece kişisel bir vicdan muhasebesi değil; ekolojik yıkım, vahşi kapitalizm ve insanlığın kıyıya vuran vicdanı üzerine derin bir eleştiri sunuyor. Livaneli’nin yalın ama derinlikli dili, okuru bir yandan deniz kokusuyla büyülerken diğer yandan modern dünyanın çelişkileriyle yüzleşmeye zorluyor.