Bazı bağlar sevgiyle değil, zorunlulukla kurulur. Ginzburg, okurunu İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1940'lı yıllara götürüyor. Elsa, savaşın etkilerinin görüldüğü bir ortamda kendi hayat hikâyesini yazmaya çalışıyor. Kasaba halkının geçimini sağladığı fabrikanın sahibi De Francisci ailesi, anlatıcı Elsa ve Elsa'nın hoşlandığı Tommasino çevresinde gelişen akraba bağları, trajik olaylar, evlilikler, ayrılıklar ve mutluluğu bulma çabasını anlatıyor Akşamın Sesleri. Annesiyle hastane çıkışında sohbet eden Elsa ile başlayan eser, kasaba halkının hayatına odaklanıyor. İlk başta sadece anlatıcı ve onun hayatında gelişen olayları okuyacağımızı sanmıştım ama Elsa, ailelerin evliliklerini ve iç dünyasında gelişen trajik hadiseleri de anlatıyor. En son bağlandığı noktada yine Elsa'yı görüyor okur. Tabii bu noktada biraz dağılma ve kısa geçişler var. Yazarın en iyi romanlarından biri sayılan Akşamın Sesleri, savaşın parçaladığı hayatlar gibi aile içerisinde bölünen hayatları irdelemek istemiş ama eserin kısa oluşu yüzeysel geçiş hissiyatı verirken biraz savruk anlatım izlenimi oluşturuyor. Halbuki yazarın seçtiği konu güzel, baktığı perspektif başarılı ama duygusal bir derinlik, okur olarak karaktere ve yaşantısına karşı bir yakınlıkta hissedemedim. Genel olarak akıcı bir şekilde okuduğum ama eksiklikler hissettiğim ve yazarın kaleminden okuduğum ikinci eser Akşamın Sesleri.