Puan vermedi·303 syf.····Okunma: 28 Nisan 2026 22:33 Ay bu kitap o kadar çok övüldü, o kadar gözümüze sokuldu ki dayanamayıp düştüm ben de bu tuzağa. Edebi yanının çok kuvvetli olduğuna dair asla bir iddiam yok baştan söyleyeyim, ama etkileyici olduğu gerçeğini de inkar edersem çarpılırım! Hele o son 50 sayfa nasıl aktı bitti zerre anlamadım. Kendimi bir an Pretty Little Liars dizisinden bir sahnenin tam ortasına düşmüş gibi hissettim yahu. Kitap okumadım da, sanki mısırımı patlatıp gerilimli bir film izledim resmen.
Kurgu falan ama bayağı hayatın içinden meret. Edebiyat dünyasının o acımasız kulislerini, ırk ve kimlik meselelerini, fırsat eşitsizliğini falan acayip keskin eleştirmiş. İş hayatı, işsizlik, etrafımızdaki o çıkarcı tipler derken "Oh be, bu dertler sadece bana özel değilmiş" diye bir garip rahatlıyorsunuz okurken. En çok da sosyal medyanın o adaletsizliğini vuruyor yüzünüze. Sizi bir saniyede bulutların üzerine çıkarıp, ertesi gün nasıl bir anda Yerin Dibine sokabileceğini çok net gösteriyor.
Ama gel gelelim, bu kadar akıp gitmesine rağmen tam olarak "bayıldım" diyemiyorum. Neden mi? Çünkü bende bir kural vardır; bir kitabı gerçekten sevmem için o son sayfayı kapattığımda şöyle kısa bir an bile olsa durup uzaklara dalabilmeliyim. Yusuf Atılgan'ın o meşhur Aylak Adam'ında bahsettiği "sinemadan çıkmış insan" sersemliği çökmeli üstüme. İşte o his uyanmadı bende. Kapağı kapattım ve "Eee, bitti mi şimdi?" dedim kaldım.
Kitabı bitirince kendi kendime mırıldandığım tek şey şu oldu: Demek ki önemli olan hikayenin kendisi değilmiş, o hikayeyi kimin, nasıl anlattığıymış... Tabii bu benim penceremden görünen. Siz okuyunca tam tersini de düşünebilirsiniz, orası tamamen sizin paşa gönlünüze kalmış!