·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Nisan 2026 23:59 Bazen öyle saçma başlıklar atıyorum ki eminim Aybüke ne alaka diyorsunuzdur. Fakat bu sefer Aybüke ne alaka değil. (Çünkü gerçekten konuya hakim değilim) Bu kitapta olan olaylar benim hayal ettiğim Açlık Oyunları arkadaşlar. Bilgisizliğime verebilirsiniz alakasızsa ama benim aklımda böyle canlanıyor…
Gizliman’a girdikleri gibi ölmek üzere küplere koyulan karakterlerimizden ana beşlimiz ve Beş Beter çıkmayı başarıyor başlangıçta. Ama Gizliman’da yaşayabilmeleri için bir Giz olmaları gerekli… ve bu da ölüm dolu görevleri başarıyla tamamlamaları gerektiği anlamına geliyor. Ancak bu süreçte karakterler hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasındaki problemlerle boğuşup bunları çözmeye çalışıyor. Tabii çözülebildiği kadarıyla :,
Konudan fazlaca bahsetmeyeceğim çünkü zaten ikinci kitap ve bu incelemeyi birisi okuyorsa muhtemelen hem evrene hakimdir hem de biliyordur konuyu diye düşünüyorum. Bu arada 2. kitaptan spoiler olmaz ama 1. için söz veremiyorum. İlk kitabı okumadıysanız incelememe devam etmeyin.
Öncelikle karakterler hakkında konuşmak istiyorum, olumlu / olumsuz birçok gelişim aldılar çünkü:
Bu kitapta evrenden önce karakterlerle bağ kuruyoruz. Hepsinde bizlerden birer parça var ve nefret edilesi şeyler yapsalar da onlardan tam anlamıyla kopamıyoruz çünkü yazar öyle bir kullanmış ki kalemini her şeyin sebeplerini anlayabiliyoruz. Yani bilmiyorum bana en azından öyle oldu. Belki siz nefret etmeyi başarmışsınızdır ama benim için öyle olmadı.
İlk incelememde Arm’ın beyaza en yakın karakter olduğunu söylemiştim. Onun sessiz çığlıklarını duyduğumdan ve onu anladığımdan bahsetmiş, kendisine acımasından hoşlanmadığımı söylemiştim. Zaten beyaz değildi ama bu kitapta daha çok siyaha yaklaştı Arm. Bu hali o kadar içimi acıttı ki size tarif bile edemiyorum. Gazap ve Nefret’in onu ele geçirmesinden nefret ettim. Gözünü kana bulamasından böylesine zalim bir hale sürüklenmesi beni gercekten çok üzdü, çünkü Arm bunları hak etmedi. Kardeşi için her şeye katlanabilecek olması katlanması gerektiği anlamına gelmiyordu ve o da bunu acıyla tecrübe etti. Kendini Lunu’dan geriye çektiği her anda o kadar üzüldüm ki tanımlayamam. Lunu için Nikita’ya o kötü birisi iması yaptığında gözlerim doldu. Arm ilk kitabın başındaki canavar Dante’ye dönüşmeye başladı. İntikam istiyor biliyorum ve almasını da istiyorum ama kalbini bu kadar kana bulasın istemezdim. Nikita gibi alsın isterdim intikamını. Neşesini kaybetmesin, gülüşlerini kin bulamasın, kendini insanlardan soyutlamasın isterdim. Arm için çok fazla şey isterdim ama hayat böyledir ve güzel kitaplar aslında içerisinden hayattan en çok parça bulduğumuz kitaplardır. Umarım 3. kitapta kendini toparlayabilir ve nefretinden arınır. Emin olmamakla beraber Nikita ile aralarında gelişen bir dostluğun onları iyi edeceğine inanıyorum. Umarım shipim tutar…
Lunulata ve Hodbin’den birlikte bahsetmek istiyorum çünkü kitap boyunca da sürekli beraberlerdi ve harika ortaklık yaptılar. Karakterlerin birbirlerine karşı gelişen hislerini okumak kitapta beni en çok mutlu eden şeydi. Bu ikili benim en sevdiğim karakterler. İlk kitapta da zaten seviyordum onları (Lunu o kadar da sevilesi değildi gerçi) ama bu kitapta aldıkları karakter gelişimleri onlarla aramda çok fazla bağ kurmama sebep oldu. Özellikle Lunu’nun ilk mührünü almasına sebep olan hareketi beni fazlasıyla Lunu’ya ısındırdı. Bencillikleri biraz daha köreldi bu kitapta. Lunu, Arm’dan başkalarını da önemsemeye başladı. Dante’yle arkadaş, Hodbin’le ortak oldu. Diğer insanları korudu ve kolladı, onların haklarını aradı. Gerçekten çok gurur duydum onunla. Keza aynı şekilde Hodbin de öyle. Ne kadar kabullenmese de insanlar için bir şeyler yapıyor olmak onu mutlu ediyordu. Özellikle Lunulata için… Çok tatlı bir hemşire oldu çıktı başımıza. Otto için endişelenmesi falan… bilmiyorum sadece onu çok sevdiğimi ve sondaki olaya rağmen tüm kalbimle affedip onu anladığımı biliyorum.
Arm yavaş yavaş canavar Dante’ye dönerken Dante de tüm güven problemlerine rağmen özündeki o temiz kalpli kıza dönmeye başladı bu kitapta. Bunda elbette Aspen’in de çok etkisi vardı bence. Aspen yeni gelen karakterler arasında açık ara favorim. Aspen - Dante dinamiği kafamda tam oturmasa da çok tatlılardı. Okuması keyifliydi ve Dante’nin mutlu olma ihtimali beni sevindirdi.
Beau beni bu kitapta deli etse de katlanabildim. Her Beau bölümünde kitaba ara veresim geldi. Sonuncu Beau bölümüne kadar… BİR İNSANIN AKLI NASIL KİTABIN SONUNA KADAR BAŞINA GELMEYEBİLİR İNANIN BİLMİYORUM. Sakin oluyor ve en azından aklı başına geldi diyorum. Karakter motivasyonu en gerçekçi olan karakter Beau bence bu arada. Bu yüzden de Beau’dan nefret edebilmek diğerlerine göre daha kolay. Dediğim gibi ben hiçbir ana karakterden nefret etmiyorum. Yine de uyuz etti mi? Etti. Babasıydı Dante’ydi derken kafası çok karıştı. Onunla en büyük sorunum sanırım Beş Beter ile anlaşması. Beş Beter’i sevmiyorum. Kitabı okurkenki reaksiyonlarımda da dediğim gibi umarım suratını Dante yer.
Öfke ile ne zaman bu kadar bağ kurmuşum bilmiyorum ama sürekli Öfke overthinklerken buldum kendimi. Onu özledim:,, Hodbin’in onu düşünmesi kalbimi acıtıyor.
Yeni gelen karakterlerimize de birer cümle vererek geçmek istiyorum. Aspen iyi bir liderdi okuyucuya geçti. Yazar güzel yazmış bu karakteri. Keza Nikita, Artuk, Pim ve Puhu da anlaması kolay ve okuması keyifli karakterlerdi. (İçlerinde en gerçek hissettiren Nikita’ydı ve dik duruşu sayesinde ona karşı bir hayranlık beslememe sebep oldu.) Ama bence zorbalar yani Lev, Kai, Hoki, Mimi okuyucuya geçmesi gereken kadar geçmedi. Bence kötülükleri görünürdü ama tam olarak işlemedi. Bazen bazı insanlar zorbalıktan keyif alır, denip karakter motivasyonu yarım bırakılmış gibiydi.
Spoiler
Hoki’den ziyade Tamu motivasyon olarak daha iyiydi ama yine de Tamu’nun işlenişi de beni yeterince kesmedi.
Spoiler bitti
Bu mühür toplama konsepti de bence çok güzeldi ve ben genel olarak kitabı çok sevdim. En son değindiğim okuyucuya aktarılamama problemi hariç bir sorunum yoktu kitapla ve bundan da puan kırmak istemedim. Zaten okuma zevkimi de hiç etkilemedi diyebilirim bu durum için. Yeri geldi üzüldüm, yeri geldi güldüm, yeri geldi çok heyecanlandım. Plot twist mi denir bilmiyorum ama Tanrı Kuyusu kısmı bence harikaydı. Bazı kısımları yarım hissettirdi. O kısmın yazımı olarak elbette yazar daha üstüne koyabilir -çünkü buna potansiyeli var- ama yine de bence güzel yazılmış bir yerdi. Spoiler İsimsizler’i de baya merak ettim. DEVRİM İSTİYORUM. KAN İSTİYORUM. Spoiler bitti.
Sadede de gelirsek eğerrr. Kitabı çok sevdim seriyi de çok öneriyorum.
HER NEYSE LUNU VE HODBİNİ ÇOK SEVİYORUM. UMARIM SON KİTAPTA SONLARI HAYROLUR VE ARM İLE NİKİTA ÜRESİN İSTİYORUM. Bitti, okuduğun için teşekkür ederimmm.