·413 syf.····Okunma: 30 Nisan 2026 11:29 Don DeLillo'nun Beyaz Gürültü (White Noise) adlı romanı, modern toplumun ölüm korkusu ve tüketim çılgınlığı arasında gidip gelen kolektif umursamazlığı ve sorumluluğun kayboluşunu farklı açılardan işliyor.
DeLillo’nun hikayesi Jack Gladney ve ailesinin yaşamını merkeze alıyor. Modern dünyanın sıradan bir ailesini temsil eden Gladneyler ortada henüz hiçbir şey yokken bile ölüm korkusu yaşayan ancak, tüketim kültürünün keşmekeşine kapılıp, büyük dertlerden olabildiğince uzak duran bir aile.
Ana karakterimiz ve aynı zamanda anlatıcı olan Jack Gladney, küçük Amerikan kasabasındaki bir üniversitede “Hitler Çalışmaları” adlı sıra dışı bir bölümün başkanı. Siyah gözlükleri ve tiyatral anlatımıyla akademik kariyerinde prestijli biri olarak görünse de içsel olarak son derece güvensiz. Sahte prestiji, modern bireyin kimlik inşasındaki zaaflarını gayet net gösteriyor.
Jack, romanda modern bireyin hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklardan kaçışını temsil ediyor. Ölüm korkusu, onun kişisel krizinin merkezinde olsa da Jack, toplumun kayıtsız bir üyesi. Dışarıda sirenler çalarken “tatlı olarak ne var?” diye sorabilecek kadar kayıtsız.
Babette Gladney, Jack’in karısı. Aileyi bir arada tutmaya çalışan bir figür gibi görünse de iç dünyası oldukça karışık. Anne ve eş olarak geleneksel rollerini yerine getirmeye çalışıyor, olabildiğince sakinliğiyle bunu başardığını sanıyoruz. Ancak Babette toplumun ona yüklediği roller ile bireysel kaygıları arasında sıkışmış bir figür. O da Jack gibi ölüm korkusuyla cebelleşiyor ve gizli gizli yasal olmayan Dylar adında bir ilaç kullanıyor.
Gladney çocukları, romanın diğer karakterleri. Jack’in eski eşinden olan ergen oğlu Heinrich, Babette’nin önceki eşlerinden olan ergen kızı Denise ve küçük kızı Steffi. Bir de ortak çocukları minik Wilder.
Bu çocukların her biri aslında modern toplumdaki bireyleri temsil ediyor. Örneğin teknolojinin ve bilginin temsilcisi Heinrich, zeki ama alaycı bir kişilik. Henüz konuşmayı bile öğrenmemiş Wilder, masumiyeti ve insan doğasının “bozulmamış” hâlini simgeliyor. Ancak romanda Wilder’ın bile zamanla topluma uyum sağlayacağı ve kayıtsızlığa teslim olacağı ima ediliyor.
Jack ve karısı Babette, ölüm üzerine sohbetler ediyor, roman boyunca. Bu korku hem bireysel kaygı hem de modern yaşamın getirdiği yapay güvenlik duygusu ve medya tarafından sürekli tetiklenen kaygılar üzerinden derinlemesine analiz ediliyor.
Romanın gözümüze soktuğu temalardan biri medya aracılığıyla algılarımızın nasıl yönetildiği ise diğeri de alışveriş çılgınlığı. Tüketim bir yandan sistemi ayakta tutarken diğer yandan bir tür dikkat dağıtma ve ölüm düşüncesinin panzehiri gibi sunuluyor.
Romanda Jack, ölüm korkusuyla yüzleşmek yerine bir alışveriş merkezinde eşyalar satın alarak kendini daha güçlü ve güvende hissetmeye çalışıyor. Babette’nin yasa dışı olmasına karşın ölüm korkusunu tamamen silmeyi vaat eden ilaca bağımlı hale gelmesi de duygusal yozlaşmanın bir işareti olarak okunabilir.
Tüm bu konular üzerine uzun uzun konuşmak mümkün, özetleyecek olursak Don DeLillo, Beyaz Gürültü'de ölüm korkusunun modern toplumlarda nasıl derinleştiğini, bireylerin bunu bastırmak için tüketim, medya, ilaçlar ve yüzeysel rutinlere nasıl sığındığını çok güzel anlatıyor. Hatta toplumun bireyleri korkularıyla yüzleşmek yerine kaçış yollarına yönlendirmesini güçlü bir şekilde eleştiriyor.
Yaşadığımız çağı daha iyi anlamak ve anlamsızlıkları anlamlandırmak istiyorsanız, Don DeLillo’nun Beyaz Gürültüsü’nü okumalısınız. Roman, absürt unsurlar ve bol bol ironi içeriyor. Anlatım dilini her okuyucu sevmeyebilir.