FELAKETZEDELER EVİ otobiyografik bir roman.
Hikâye, Miami’de zihinsel ve toplumsal olarak “uyumsuz” kabul edilen insanların kaldığı bir pansiyon yada bakımevinde geçiyor.Ana karakter William Figueras, sürgün hayatı yaşayan, hayata ve insanlara karşı derin bir öfke ve yabancılaşma hisseden bir yazardır. Bu pansiyon, aslında bir bakım yeri olmaktan çok, toplumun dışına itilmiş insanların bir araya yığıldığı, sert, kaotik ve zaman zaman insanlık dışı bir ortam ve konaklayanların tamamı Küba’dan göçmüş insanlar. Figueras’ın gözünden hem bu mekândaki insanları hem de kendi iç çöküşünü izliyoruz.
Net şekilde söylemeliyim ki “rahatsız edici”.
Rosales, okuru korumuyor aksine onu doğrudan çürümenin, umutsuzluğun ve deliliğin ortasına bırakıyor.
Anlatım keskin, yer yer saldırgan ve çok çıplak.
Figueras karakteri kolay sevilecek biri değil; kibirli, öfkeli ve kırıcı. Ama tam da bu yüzden gerçek hissediliyor.
Kitabın en güçlü yanı, “felaket”i dramatize etmemesi. Burada felaket, büyük olaylar değil; süreklilik kazanan bir çöküş hâli gibi.
Günlük hayatın içinde, yavaş yavaş insanı kemiren bir varoluş sıkışması,yürek darlanması,mide bulantısı gibi…Pansiyon ise bunun somutlaşmış hâli gibi: toplumun görmek istemediği her şeyin toplandığı bir çukur sanki .
Kısacası: Bu kitap akıcı bir hikâye sunmuyor, umut da dağıtmıyor.Ama insanın en savunmasız, en karanlık hâlini neredeyse filtresiz bir şekilde gösteriyor.Okuması zor ama etkisi kalıcı bir metin.