·192 syf.····Okunma: 29 Nisan 2026 15:55 Okurken kendimi bir hikâyenin içinde gibi değil de, sanki birilerinin hayatına kenardan bakıyormuşum gibi hissettiğim bir okuma oldu benim icin..
Üstelik bu hayatlar, Gürgüler Apartmanı’nın içinde birbirine değen ama bir o kadar da ayrı duran hayatlar…
Her katında, her odasında başka bir hikâye, başka bir yara var sanki.
Aysel’in içindeki o bekleyiş… Abbas’ın sustukları…
Ve aslında onların etrafında şekillenen hayatlar, aileler, gelenekler…
Yaşanamamış, geç kalınmış bir duygunun sadece iki kişiyi değil, çevresindeki herkesi nasıl etkilediğini hissediyorsun.
Aralarında söylenmeyen ama hissedilen o kadar çok şey var ki, bazen bir cümleden çok bir suskunluğu yaşattı bu kitap bana
Küçük anların içinde biriken büyük şeyler vardı.
Ve o birikim, sayfalar ilerledikçe daha da ağırlaştı.
Bazı duygular vardır, ne tam yaşanır ne de tamamen geçip gider ya hani…
İşte bu hikâye biraz o arada kalmış hisleri anlatıyor gibi geldi bana.
Geçmişle bugün arasında sıkışıp kalan,
“daha farklı olsaydı peki…” ihtimalini içinden atamayan insanların hikâyesi gibi…
Bir yandan da “olamayan” ihtimallerin insanın içinde nasıl yer ettiğini çok güzel hissettiriyor.
Karakterlerle arama mesafe koyamadım, aksine bağ kurdum onlarla.
Onları okurken “neden böyle yaptın?” diyemedim,
daha çok anlamaya çalıştım, onların baktığı açıdan bakmaya çabaladım…
Ve cevap bulamadığım yerler oldu tabi
Çünkü bazı kararlar dışarıdan bakana çok net görünse de, yaşayan için o kadar da kolay olmuyor işte…
Peki ya Nursel le İstanbulu adım adım geziyormuşum hissi, o yaşadıkları neyin nesi öyle
Hayatta bazı şeyler yanlış olduğu için değil,
zamanında cesaret edilemediği için yarım kalıyor.
Ve o yarım kalan şeyler, insanın içinde tamamlanmamış bir cümle olup, yiyip bitiriyor insanı…
Kitabı bitirirken, sanki anlatılanlar devam ediyor da
ben sadece o an oradan ayrılmışım gibi hissettim…
Karakterler hâlâ bir yerlerde yaşamaya devam ediyormuş gibiydi…