Bugün günlerden cuma ve ben bu haftayı Yasin Uysal'dan okuduğum ilk eser olan Babuldo ile kapatıyorum. Açıkçası beklediğimden çok daha derin ve tüyler ürpertici bir yolculuk oldu benim için.
Hikaye, aslında hepimizin aşina olduğu o "evliliği kurtarma çabası" ile başlıyor ama David ve Jennifer'ın romantik tatil planları kar fırtınasına takılınca işler bir anda yön değiştiriyor. Haritada bile olmayan o tekinsiz sığınağa, Babuldo’nun oteline düştüklerinde atmosfer öyle bir ağırlaşıyor ki, sayfaları çevirirken odanın soğuduğunu hissettim diyebilirim.
Burası sadece bir otel değil, zayıf ruhlarla beslenen kadim bir varlığın hüküm sürdüğü, zamanın dışına taşmış bir hapishane resmen! Yazarın Slav mitolojisini modern dünyaya bu kadar ustalıkla yedirmesi gerçekten çok başarılıydı. Karakterlerin sadece o varlıktan kaçmalarını değil, kendi içlerindeki o yutucu karanlıkla savaşmalarını izlemek hikayeye çok farklı bir boyut katmış.
Kitapta beni en çok vuran şey, en savunmasız anlarımızdaki o vahşi içgüdülerimizle yüzleşmek oldu. Ama tüm bu korkunun içinde meyan kökü şekerindeki o küçücük mutluluk ya da bir gözyaşındaki umut gibi naif detaylar serpiştirilmiş olması, yazarın kaleminin ne kadar zarif olduğunu gösteriyor. Kadim dostlukların değerini hissettiğiniz o anlarda, korku yerini hüzünlü bir bağlılığa bırakıyor.
Ve o final... Özellikle vasiyet kısmı beni benden aldı diyebilirim. Hikayenin tüm duygusal yükü o noktada doruğa ulaşıyor ve kitabı kapattığınızda sizi kendi karanlığınızla baş başa bırakıyor. Eğer mitolojik ögelerle harmanlanmış, psikolojik derinliği olan güçlü bir korku-gerilim arıyorsanız, bu cuma akşamı için harika bir tercih olur.