Gönderi

HAC (Dileyenler Fikirlerini Beyan Edebilirler)
İslam dinine göre borçlu olan hacca gidemez. Türkiye otuz üç milyar dolar borçluysa, otuz üç milyarlık borç yalnız benim değil, hacıların da borcu var. Onlar kalkıyor hacca gidiyor, döviz veriyor Suudi Arabistan’a. Oysa hac borçluya yasaktır; bizim şeriata göre, Kur’an’a göre yasaktır. Demek ki onlar kendilerini Türkiye’den, Türk halkından saymıyorlar.
Sayfa 61 - Nesin Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
·2 alıntı·
600 Gösterim
5 Yorum
Bu yorum görüntülenemiyor
♛hakan♞kutlu♛♛hakan♞kutlu♛ Değerli Abim, Hac, Şuan İçin Körlüğün Törenidir. Değerli Abim, Yedi Yıldır Söylüyorum: Bugün Hacca Gitmek, İman Değil İhanettir. Sadece Türkiye Halkı Değil, Tüm “Süslümanların” Hacca Gitmesi Asla Doğru Değil. Hepsi Bu İbadette Yanılıyor. Hud Suresi 113. Ayeti Açsınlar Eğer Kitaba İman Ediyorlarsa Tabi! Çünkü Zalim Oğlu Zalim Ve Despot Bir Yönetim Varken, Ve Yanı Başlarında Yemen’de İnsanlık Açlıktan Ve Bombalardan Ölürken, Hacca Gitmek Bir İbadet Değil, Olsa Olsa Körlüğün Töreni Olur... Allah Taşa Değil, İnsana Değer Verir. Bir Taş Etrafında Dönmek Değil Mesele, Bir İnsan Etrafında Dönmek Gerekir. İnsan Canlılar İçerisinde En Değerli Varlıktır. Ben Varsam Hacc Vardır, Ben Yoksam Kim Ne Yapar Haccı Ve Sair İbadetleri... Bunu Asla Unutmayalım Yeri Geldi Mi Farzlar Bile Askıya Alınır. ( Konuyu Bir Bilgiye Dayanarak Konuşmak İsteyen Varsa Ve Üslubunu Bilirlerse Kapım Açık Gelebilir.) Ama Bunu Bu Topluma Anlatmak, Atomu Parçalamaktan Daha Güç Bunu Da Çok İyi Biliyorum. Bugün Hac, Allah’ın Farzı, Ruhun Arınması Değil; Suudi Saraylarının Ekonomisidir. Dört Yüz Bin Lira Verip Vicdanını Teslim Etmek, Akıl Değil, Teslimiyettir. Hatta Akıl Tutulmasıdır. Ve En Acısı Nedir Biliyor musun Abicim ? Bu Gerçeği “İslami Camialarda” Konuştuğumda, Kem Küm Edip Susuyorlar. Çünkü Hakikati Duymak, Konforlarını Bozuyor. "Sizi Rahatsız Etmeye Devam Edeceğim." Üstad Dr. Ali Şeriatiden İlham Alarak...
♛hakan♞kutlu♛
Gönderi Sahibi
Felsefe ParrhesiaFelsefe Parrhesia Descartes'in bir kitabından okumuştum, bi noktadan sonra hayata dair her şeyi sil baştan ve en derinine kadar öğrenmeye karar verdiğinde o ana kadar öğrenmiş olduğu her şeyi yani zihnindeki tüm her şeyi yok saymıştı. Mantığı şuydu, ya öğrendiklerimi yanlış öğrendiysem? Diye düşünmüştü. Bu muazzam bir şey. Nietzsche'nin kendisini yakıp yeniden yaratması gibi bir şeydi. Düşünsene senin de benim de zihnimizde dünya kadar bilgi var. Şuan bir şeye karar versek ve desek ki "bildiğimiz her şey ya yanlışsa?" İşte bu noktadan sonra 2x2=4'den bile şüphe etmemiz gerekirdi. Bu saatten sonra okuyacağımız, araştıracağımız ve öğreneceğimiz her şeyden emin olduktan sonra onun doğruluğundan emin olurduk... Bu girizgahtan sonra kısacası şunu demek istiyorum. Her şeyi sorgulayarak araştırıp öğrenmeye çalışan ben bile mutlaka geçmişten gelen ve doğruluğundan emin olmadığım bir çok bilgiye sahibim ancak mümkün olduğunca sürekli sorgulama yapıyorum. Her daim zihnim her şeye şüpheyle bakıyor ki yanlış olan şeyleri kendi zihnime sokmayayım. Şunu da söyleyeyim bizlerin Mantıksal ve Duygusal tarafları var. Önemli konularda mümkün olduğunca Mantıksal davranmalıyız. Bir insan ebeveynleri yanlış olsa bile yine de sever ama o ebeveynler başkasının ebeveynleri olsa onlardan nefret eder. Bu tamamen duygusal bakış açısından dolayı zihnimizin bize oynadığı algısal bir hatadır. Şuraya getircem lafı, çocukken sence bize inanç konusundaki önemli kişiler neden aşırı şekilde sevdirilir. Çünkü o kişilere karşı artık taraf oluruz hatalarını görsek bile tıpkı kendi ebeveynlerimize yaptığımız gibi duysal bakıp onları hep kusursuz ve iyi görürüz. Halbuki mantıksal açıdan baktığımızda herkes hata yapabilir o yüzden doğruya doğru yanlışa yanlış demeliyiz. Kısacası eminim senin de kafanda inanç konusunda duygusal bir tarafın vardır. Eğer ki bu duygusallığını bir kenara koymazsan asla hakikatlere kolay ulaşamazsın. Belki 1 günde ulaşacağın bir hakikate 10 yıl sonra ulaşırsın, aradaki bu kayıp zamanda belki de bir çok hakikate ulaşma şansını kaybetmiş olursun. Uzun sözün kısası araştırmalarımızda her daim full mantıklı ve şüpheci olmalıyız. Kusursuz bir insan yoktur. Bu Nettir. Öyleyse tarihi kişilikleri araştırırken bu bir peygamber bile olsa sonuna kadar doğrunun ve mantığın yanında yer almalıyız. Duygusal davrandığımız anda hakikatten uzaklaşırız. Allah hakkında hiç kimsenin nokta kadar kesin net bilgisi yoktur. Allah'a yakıştırılan sıfatların hepsi beşeridir. Kim Allah'ı görmüş ki onun sıfatlarını bilebilir? Benim düşünceme göre kusursuz bir evren yaratmasından dolayı Allah'ın zekası çok yüksektir. Bu zeka sonsuz mudur ondan bile emin değilim. Hatta evrenin oluşumu belki de bir zeki varlık(Allah) tarafından değil de başka bir şekilde de oluşmuş olabilir. Bu olasılığı çok düşük görsem de hakikate ulaşmak için bu olasılığı da var sayıyorum. Gelelim Kutsal kitaplara... Bunlar şayet Allah'ın sözleriyse içeriği de o zekaya uygun olmalı. Geçen günde konuştuğumuz şeyler yani. Üslup, Netlik, İçerik, Mantık, Her okuyan hemen anlamalı ve kelamın güzelliğinden büyülenmeli... Bu saydıklarıma bugün az önce aklıma gelen en önemli tarihler neden yazılmamış? Tüm insanların ortak atası olan Adem'i Allah isteseydi sizden 20.000 yıl önce ben çamurdan yarattım diyebilirdi. Bunun yerine benim onlara yasakladığım meyveyi yediler bende onları cennetten kovdum yazmış. Sadece bu bilgi bile Allah'ın bilgeliğine yakışıyor mu? Allah'ın kelamında belirsizlik, metafizik olmaz. Zeka arttıkça insanlar Net olur ayrıca gizemden ve metafizikten uzaklaşır. Lakin Allah'ın kelamına baktığımızda sürekli belirsizlik, gizem, mucizeler, metafizik... Bu bir Tanrı kelamından çok insan sözüne benziyor. Uzun sözün kısası Tanrı adına bildiğim tek şey onun sonsuz bir zekaya sahip olması ise ben de tüm araştırmalarımda mantıksal olanı seçmeliyim. Ancak bunu yaparsam Tanrısallığa ulaşabilirim. Bu yolu terkedip bunun yerine mucizeler, metafizik ve duygusallıktan gidersem diğerleri gibi kendimi kandırmış olurum.
Bu yorum görüntülenemiyor
Bu yorum görüntülenemiyor
https://1000kitap.com/gonderi/303183832
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.