·152 syf.····Okunma: 19 Nisan 2026 14:30 Gianrico Carofiglio’nun 2017’de yayımlanan “Sabahın Üçü” romanıyla zaman zaman karşılaşıyordum. Kapağı da nedense Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabını anımsatıyordu bana. Bir gün arka kapak yazısını okuyunca merakım iyice arttı ve nisan ayında okumaya başladım.
Antonio ergenlik çağında ve anne babası boşanmış bir genç. Epilepsi hastalığı nedeniyle ailesiyle birlikte Marsilya’daki bir uzmana gidiyorlar. Doktor, kesin tanı koyabilmek için üç yıl sonra yeniden gelmelerini söylüyor. Üç yılın ardından bu kez yalnızca babasıyla Marsilya’ya giden Antonio’nun, hastalığın geçici olup olmadığını anlayabilmek için iki gün iki gece uyumaması gerekiyor. Asıl hikaye de tam burada başlar. Biz de okur olarak Antonio ve babasının bu uykusuzluk sürecine eşlik ederiz. Marsilya sokaklarında onlarla birlikte dolaşırken, aslında yıllardır ertelenmiş konuşmaların açıldığına, baba ile oğlun birbirini yeniden ve daha derinden tanımasına tanıklık ediyoruz.
Kırk sekiz saat uyumama fikri ilk başta oldukça ürkütücü geldi. Sonra kendi deneyimim aklıma düştü. Bir yolculuk nedeniyle yaklaşık otuz saat uyumadığım bir zamanı hatırladım. Gerçekten de o sınırda insanın algısı değişiyor, gözler açık olsa bile zihin bulanık bir şekilde ilerliyor. Neyse ki bu ikilinin bilinçleri de gözleri de açık ve böylece jazz, matematik, aşk, felsefe hakkındaki düşüncelerini yüzeysel de olsa okuyabiliyoruz.
Romanın dilini beğendim. Sade, akıcı ve okuru yormayan bir anlatımı var. Bu akıcılıkta çevirmen @erenyucesancendey’in de emeği çok. Teşekkürler.
Yazar, elli üçüncü sayfada kullandığı bir şiir aracılığıyla beni Kavafis’in “Bu Kenttir Gideceğin Yer” isimli şiir kitabıyla da tanıştırdı. Çok merak ediyorum o kitabı.
Sonlara doğru biraz aceleye getirilmiş hissi verse ve ne olacağı çok şaşırtıcı olmasa da okuması keyifliydi. Özellikle baba-oğul ilişkisini merkeze alan hikayeleri seviyorsanız şans verebilirsiniz.@_sayfayolcusu_