Gönderi

2/10
·336 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 11:59
Dürüst olmak gerekirse uzaylı kitaplarını sevmiyorum. Özellikle kız karakterin dünyadan kaçırılıp yabancı bir dünyada uyanması gibi klasik konulara ev sahipliği yapan kurguları hiç sevmiyorum. Çünkü aynı olay örgüsü var, anlıyor musunuz? Kaçırılan tüm kadınların ne hikmetse dünyada hiç ailesi yok; yalnız ve mutsuz kişiler. Bunda da mesela, kaçırılmasını sağlayan kişiler genelde şöyle diyor: “Kimsesiz kadınları seçiyoruz.” Tamam, EYVALLAH. Çok mantıklı; sorun çıkmasın diye falan. Ama dünya hiç mi yaşanılır bir yer değil? Tamam, dünya diğer gezegenlere kıyasla aşırı derecede sıkıcı olabilir. Kötü insanlar da var, hatta belki iyi insanlardan daha fazla kötüler var. Bir sürü zorluk çekiyor da olabilirsin ama… Kediler var, köpekler var. Sen iyisin, dünyanın iyi nüfusunu kalkındırıyorsun. Sokakta hiç mi baktığın bir hayvan olmaz? Özlem hiç mi duymazsın herhangi bir şeye? Birden her şeyi kabullenmeleri bana sahte geliyor. Çünkü sonuçta ortada bir bilinmezlik var. Başına ne geleceğini bilmiyorsun. Değişik tiplemeler var; ne kadar yakışıklı ve güzel bulsan da sonuçta uzaylı. Bilmediğin bir türden. Nasıl hemencecik “Ay, onlarla yatmak istiyorum” gibi bir düşünceye kapılabilirsin? Bana aşırı sahte geliyor. Sahte geldiği için de ne karakterlere ısınabiliyorum ne de kitabın içine gömülebiliyorum. Derin bir tiksintiyle, yüz buruşturarak okuyorum böyle konuları. Serinin ilk kitabı Theo’yu bundan daha çok sevdim, Ama bu ikinci kitap benim için yerlerde. Atlaya atlaya okudum. Alice’nin daha kitabın en başında, 20-30. sayfada “Luka, Luka” diye tutturması, aptal aptal bir ruh hâline bürünmesi falan… O an zaten bu ikinci kitaptan pek bir cacık olmayacağını anladım. Özellikle kurtuldukları andan itibaren Alice şöyle diyor: “Ya beni kabul etmezse? Ya benden iğrenirse? Ya bilmem ne yaparsa?” Kanka? Kanka? Ne diyorsun sen? Aptal bir karakterdi Alice. Bana göre hiç samimi de değildi. Hiçbir komik yanı yoktu, hiçbir ağırlığı yoktu. Yazar zorla bir özgüven patlaması yaptırmış işte. O durumdan kurtulan kadınlar daha iki saniyede bizim salağı lider belirliyor, Alice de gidip kraliçeyle özel toplantılar falan yapıyor… Bana hiç geçmedi. Koskoca kraliçe bu Alice’i neden dikkate alıyor, onu da anlamadım zaten. Çünkü ortada bir olayı yok karakterin. Zaten başta hep “özgüvensizim, kendimi aşağı görüyorum” modunda. Sonra bir anda “Artık öyle olmayacağım, özgüvenli olacağım” diyerek kraliçeye artisleniyor. HSOABSKABSJSN. Bayağı güçlü bir karaktere dönüştün Alice, aynen. Asıl sesini çıkarması gereken kişilere ses yükseltmeyip, seni kurtaran, bu gezegende sana hak veren ve isterse iki saniyede seni silebilecek bir uzaylıya “Artık bana kimse üstten bakamaz, kimse soğuk konuşamaz” diye çıkışması… Üstüne bir de “Önce siz bildiklerinizi anlatın” diye şart koyması falan… Gerçekten bayağı “güçlü” bir hareket (!). Saçma sapan bir kitaptı. Hatta dürüst olayım, seri bana göre baştan aşağı sorunlu. En çok da şu yapay “özgürlük” meselesi gözüme batıyor: Sürekli olarak “İnsanlara haklar tanıyoruz, zarar görmemeniz için önlemler alıyoruz, her şeyi birlikte tartışarak çözeceğiz, eşleşme konusunda hiçbir yükümlülüğünüz yok” gibi cümlelerle ortam yumuşatılıyor. “Erkek çeksin çilesini, istemezseniz başkasını seçersiniz” deniyor. Kağıt üstünde kulağa hoş geliyor, eyvallah. Ama daha iki sayfa geçmeden bu söylemin içi boşaltılıyor. Lucy gibi gerizekalı karakterler çıkıp, “Dünya’ya seksi uzaylılar götürüp sosyal medyada paylaşırsanız tüm kadınlar uzay gemisine binmek için sıraya girer” gibi bir cümle kurabiliyor. O an bütün o “özgürlük”, “seçim hakkı”, “saygı” söylemleri çöküyor zaten. Çünkü kadınları tek bir motivasyona indirgemekle kalmıyor, aynı zamanda okura da “yakışıklı uzaylılar her kadını ıslatır” hissi veriyor. Bu yüzden o büyük büyük konuşmalar bana tamamen göstermelik geliyor. Sanki yazar eleştiri almamak için önceden savunma yazmış gibi. “Bakın, ben karakterlere özgürlük veriyorum” :D İkinci kitabı bu yüzden hiç sevmedim. Karakterlerin altı boş, tepkileri yapay, dönüşümleri inandırıcılıktan uzak. Hissettirmiyor, sadece söylüyor. Benim için en büyük kopuş da bu zaten. Ne zaman gerçekten dünyaya dönmek isteyen, bulunduğu durumu sorgulayan, özlem duyan bir karakter görürüm… işte o zaman oturur, hakkını vererek överim. Ama burada öyle bir şey yok. Bu yüzden benim için tamamen beklenen bir hayal kırıklığıydı.
1000Kitap
Luka'yı BulmakVictoria Aveline · Pukka Yayınları · 2024523 okunma
·
44 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.