Gönderi

4/10
·140 syf.··
2026 4. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 18:03
Kuir temalı spekülatif kurgunun geniş yelpazesini bir araya getirirken, okuru hem bedenin sınırları hem de toplumun görünmez mutabakatları üzerine düşünmeye çağıran bir seçki olarak beliriyor. Öyküler; distopik gündelik hayatlar, kimlik ve arzu üzerine kurulu metaforlar, dönüşen bedenler ve kırılgan ilişkiler üzerinden ilerlerken çoğu kez “tuhaf” olanı yalnızca estetik bir tercih değil çağın ruhunu yakalayan bir anlatı stratejisi olarak kullanıyor. Uçtu Gitti… (Uğur DEVECİ); İnsanların duygusuzlaşıp ayı diye anılmaya başladığı dönemde Gökmen, uçmak için ölen kuşların kanatlarını koparıp kendine iki kocaman kanat yaparken içinde sel gibi coşup taşan sevgiden hiçbir zaman ümidini kesmedi. En yakın arkadaşı Mustafa'yı gerçekten sevdi. Bazen insanların cesaret göstermesi lazımdır. Gökmen, cesaret gösterip Mustafa'yı öptüğünde aslında ikisi eşcinsel değildi sadece sürü psikolojisine ayak uyduramadıkları için dışlanıldığı tuhaf kurgu öyküde bize çok güzel bir mesaj var; cesaretinizden ödün vermeden içinizden geldiği yaşayınız. On İkiden Sonra (Mercan ALPER); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın uyum içinde dans ettiği tuhaf kurgu öyküsünde bazen bir düşü okur gibi olduk bazen de öldükten sonra cennette bize sunulan huri denilen istediğim cinsiyete bürünecek hizmetlileri yani cinsiyetsiz uzaylı türünün insanların arasına sızdığını anlatıyor. Cennette sınav olmadığı için eşcinsellik normalleşecek mi? Bilinmez ama öyküde varlığını sürdürmek için bitki saksıları içinde köstebek hayatını belli bir süreye kadar yaşadığını görüyoruz. Onlara dokunduğumuz ne diliyorsak o dilediğimiz benliğe bürünüyor. Bekleyen Dargın Anılar (Nazlı Ayça ÖZKARAHAN); Bir eşcinsellik öyküsü değildir. Her insanın ummadığı anda ya sevilmeye ihtiyaç duyduğu anda yada yalnızlığa mahkum edildiğinde karşı taraftan gelen davranışta şehvet niyeti aramazdı. Öyküde Ali ile Tuna arasında ummadığı anda gelişen öpüşmenin aslında şehvete davetkarlık değil Esra'dan gelemeyen bir davranışı beklerken aniden Tuna'nın onu öpmesi, onun yüreğinde yaraya merhem oldu çünkü sevgi, yaralamaz aksine yaraları saran merhemdir. Özel anı yaşamış okurlar da bu öykünün altında asla buzağı aramaz. Sanki kalem, onların özel anılarına gizliden şahit olmuş gibi yazmıştır. Ve Yankılar Susmaz (Ufuk YEŞİL); Bir imza gününde orada biriyle göz göze geldiği bir an oldu ve o an içinde garip bir titreşim hissetti. Bu öyküde bize; bazı hislerimiz karşılık bulmasa bile yok olmadığını, içimizde bir yerde yaşamaya devam ettiğini anlattı. Aslında cesaretli davrandığımızda karşımızdaki insana kendimizi çok iyi ifade ederiz. Bu öyküyü okuyanların ruhlarından platonik izleri onarması ve kendini iyi ifade edebileceği bir geleceğe hazırlıyor. Öyküyü durağanlaştıran ise karakter yansıma mı eril mi dişil mi sorusuna yanıt vermeden ilahi bakış açısıyla içsel muhakemeye tanık oluyorsun. Nerede yanlış yaptığını fark ediyorsun. Tokyo'da Bir Armağan (Gizem ÇETİN); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandıran öyküde; kadınların tekrar ikinci sınıf olduğu ve hatta doğuştan atanan cinsiyetleri diledikleri gibi değiştiren insan topluluğunda amaç, eşcinselliklerini doya doya yaşamak için partnerlerini karşı cins yaparak ilişkilerine heteroseksüellik maskesini taktırıyor. Türk'ün zekası, öykünün sonunda bizi ters köşeye yatırıyor. Mantıken bir insanı komutla yönetmek için düşünce sistemini kavrayan yada daha doğrusu ruhu manipüle eden bir teknoloji yapılması lazımdır. Ayrıca Sora ile Azra ilişkisi eşcinsellik değil çünkü Sora'nın doğuştan atanan cinsiyeti erkektir. Onun iradesi dışında onu kadın bedenine mahkum etmişler. Var Olanlar (Ayşegül BAYAR); Neon ışıklarla aydınlanan, kalabalık bir caddede başladı öykü. Geceydi, hava soğuktu ve elleri cebinde yürüyen bir adam vardı. Görünmez Adam ve Süsü çok seven birinin yolları o caddede kesişecek, ikisi de birbirinin hayatına dokundu. Durağan yapıyla başlayan öyküde adamın neden görünmez olduğuna değinilseydi öyküye birazcık heyecan ve merak gelirdi. Aslında görünmez adam metaforu, dışlanmaya ve görmezlikten gelen insanların haykırışlarının vücut bulmuş halidir. İnsanoğlunun özünde sevilmek var olduğu için küçük bir adımla ona güç ve cesaret verebiliriz. Öykünün sonundaki o sevilme ve ilgilenme sahnesi, öykünün dinamiğini değiştirdi. Sıkıldığın öyküde bu sefer ya sonra ne oldu? merakına evriliyorsun. Grotesquerie, Sevgilim (Burak GÖRÜN); Durağan yapısı ön planda olan biyopunk temalı bilimkurgu öyküsünde distopik bir ortam vardır. Yakın gelecekte cinsellik yoluyla bulaşan ve deride yeşil kabarıklar oluşturan bir salgıdan bahsediyor. Sadece eşcinsellerde görünmediğine inanan bir teori sistemi vardır. Öykünün sonunda eşcinsel çiftin birbirine dokunmadığı halde birbirinin bu adı konulmayan salgına yakalandığını görüyoruz. Kamptaki karşı cinsten biri, ona kafayı takıp o uykudayken onunla birlikte olmuştur. Öykünün sevilmeyen yanı ise karakterlere F, Ğ, X ve Y olarak adlandırıp bir cinsiyet atanamadığı için kurguyu gözler önünde canlandırmada zorlanılıyor. Bu yönü iyileştirilseydi öykü, hak ettiği ilgiyi görürdü. Zamanın Dışındaki (Mert ÖNCEL); Durağan yapısına rağmen kurgu açısında gelecek vaat ettiğini görüyoruz. Aseksüel bir gezegen olan Tarsis ve amazonlar gezegeni olan Velari'deki yaşam hakkında detaylı bir bilgi yoktur. Bu gezegenlerin halkları nasıl göründüklerine değinmemekle birlikte seçilen adlar ve seçilen temaların birbirine ötüşmediklerini görüyoruz. Özgünlük kisvesi altında güç zehirlenmesi yaşayan kalem, bir kaç olumsuz eleştiriyi ciddiye alsaydı belki bu güzel kurgusu, gelecekte bir yerlere gelecekti. Acil Servis (Uğur DEMİRCAN); Bir adamın ilk kez bu denli yakından karşılaştığı kuir gerçeğine heteronormatif bakışının değişime uğradığı o âna odaklanan bu öyküde Patriyarkal otoritenin evlât sevgisiyle sınanması işlenmiştir. Durağan yapısı ise öykünün kasvetli bir hastanenin acil serviste geçmesidir. Bir zamanlar kapanan BRT'de izlediğimiz Hastane adlı dizideki gibi hastalar, hasta yakınları ve hastane çalışanların keşişen ortak atmosferdeki duyguları net göremedik bu öyküde. Oğlu ne yaptı ki canına kıydı. Bu yanıtlanmayan soru, havada kaldı. Aniso + G (Meltem DAĞCI); Bedenin G noktasıyla ilgili bu öyküde beden bir şeyi arzularken, bunun duygulara ve davranışlara nasıl yön verebileceğini de düşünmemizi istedi. Öyküde denizkızların anatomisinde g noktası betimlenemediği için hatta seçilen karakter ve mekan adlarından dolayı öyküyü durağan bir hale getirdi. G noktası ile ilgili bir insan öyküsü olsaydı okurların gözlerinde vermek istenilen mesajın, okurlara kısa sürede ulaşır. Burada aşılan çiftleşme sırasında denizkızının gitgide erdişi haline dönüştüğünü görebiliyoruz. G noktası ise öyküde sadece sözsel olarak geçiyor yani bir derinlik kazanılmamış. Gösterimiz İnsansızdır (Selcan KIRNAL); Bu öyküde; yeni hayvan hakları yasasının Meclis’ten geçmesinden sonra yaşanan katliamlar, köpeklerin yerlerinden edilmesi, barınaklara hapsedilmesi ve öldürülmesine değiniliyordu. Bu öyküye benzer bir öykü yazıldı. O dönem siyasal İslamcılar'ın yönetimde etkin olmadığı dönemde kurbanlara önem verilmeden hayvanları canice katledilmesi ve çocukların da bilinçsizce hayvanları oyuncak gibi görerek üzerlerinde mini deneyler yapıldığına edebi biçimde ters dünya mantığını konu edinen Cüneyd Suavi'nin Başka Bir Diyar adlı öyküsünde hayvanlar ile insanlar yer değiştirilmiş. Karabasan gören adam, kendini kurban olarak satıldığı insan pazarında görüyor. Birden uyarıyor ve kurban bayramının ezanı okunuyor. Bu öyküyü bilenler için bu seçkide benzer öyküden etkilenmezler. Uzaylı adları da ilgi çekmiyor. Ölü Adam (Necla AKDENİZ); Psikolojik Gerilim öyküsünde ölüyü görünce iştahı açan karakterin ağlamak yerine oturup yemek yemeyi sever. Öyküde kafa ütülemek bir yana Davut (as) ile dalga geçmesini işlenildiğini yani seksapel objesi olarak görüldüğünü anlamadım. Bunun altında Agalmatofili denilen bir cinsellik türünden bahsedildiğini görüyor. Pasif bir karakterin neden sevilmeye karşı çıkıp adamı öldürüyor. Ve Kuinn Bir Holokaset Bulur (Melisa PARLAK); Durağan yapılı bilimkurgu öyküsünde maskülen bir kadının bir holokasette görüp beğendiği kadının peşine düşüp ona dair izleri görmek için bir sürü holokaseti tek tek incelediğini görüyoruz. Öyküde altı doldurulmayan büyük ekofelaketin neye benzediğini ve insanların neden sığınaklarda yaşadığını hatta çalışmadan nasıl hayatta kaldıklarını anlaşılmıyor. Bu iki detayın alt metini doldurulsaydı daha iyi olurdu yada bireysel öykü seçkisindeki öykünün devamını bu seçkiye konulmazdı. Isınan İskelet kısmı zaten anlaşılıyor. Kuir temalı spekülatif kurgunun imkânlarını farklı yönlerden yoklayan, tematik cesaretiyle dikkat çeken; ancak anlatısal yoğunluk ve kurgu omurgası bakımından her metinde aynı düzeyi tutturamayan bir seçki izlenimi bırakıyor. Bazı öyküler, sevgi–cesaret–yalnızlık gibi temel duyguları spekülatif fikirlerle kaynaştırarak güçlü bir iz bırakırken; bazı metinlerde dünya kurulumunun eksikliği, karakterlerin belirsizliği, atmosferin yeterince somutlanmaması ya da iyi bir fikrin dramatik gerilimle desteklenememesi nedeniyle durağanlık öne çıkıyor. Bu tablo, seçkinin bütün olarak “eşit güçte” bir derleme olmadığını; fakat iyi kurulduğunda etkileyici olabilen bir damar taşıdığını gösteriyor. Seçkinin tamamını bütünüyle beğenmekten ziyade, belirli öyküleri öne çıkaran ve genel memnuniyeti orta düzeyde bırakan bir okuma hissi oluştuğu söyleyebilir.
Öykü
Kabuklar ve Tüm Diğer TuhaflıklarKolektif · Plüton Yayınları · 20264 okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.