Serinin ikinci kitabıyla geldim offf bayıldımmm! Kesinlikle özüyle anlatılmıştı özellikle kadın karakterlerin duruşları, kendilerini ezdirmemeleri görmezden gelmek yerine onun üzerinde gitmeleri harikaydı. Her ne kadar düşman karakter olsalarda herkes durması gereken noktayı çok iyi biliyordu. Arkadan iş çevirmek yok , olan bitene karşı ihanet yoktu ama dostlukta yoktu. Ciwan’ın ölümüyle ilgili gerçekler ortaya çıkmıştı ama çıkana kadar herkes dur noktasını çok iyi biliyordu.
İlk kitabımızın sonunda silahlar doğrultulmuştu ama büyüklerin hükmüyle silahtan kurşun değil hüküm çıkmıştı. Önce Alaz ve Afran evliliği ilan edilmiş sonrasında Miran ve Helin evliliği duyulmuştu. Biri sevdiğini alırken diğeri sevmediğini.
Miran ve Helin kuzendi teyze çocuklarıydı. Şimdi ikisi de istemediği bir evliliğin peşinden sürükleneceklerdi. Helin Miran’ı her zaman beğenirdi, heyecanlanırdı ama hiçbir zaman evleneceği adam gözüyle bakmamıştı. Ona çekilen bir güç bir bağ vardı hiçbir zaman dillendirmediği ama bu adam kendisini sevmiyordu imkansızdı. Başka bir kadın için dostunu öldürmüştü şimdi bir hüküm ile evleneceklerdi sevebilecek miydi Helin’i ? Gelin gideceği aile uza değil teyzesinin eviydi ama Helin ne iki görümcesi tarafından ne kaynanası tarafından isteniyordu. Miran’ın istemediğini anlayabilirdi ama onlar… Bir cehennemin kapısını açacaktı. Ama kimseye boyun eğmeyecekti Helin’di bu diliyle yerle bir eder laf altında kalmaz kimseye ezdirmezdi kendisini bu yüzdendir ki istenmediği… Ama zaman her şeyin ilacıdır bir hükümle verilen karar belki zamanla Miran’ın kalbine dokunurdu. Sabırlı bir kadındı onu sevmeyen bir adamla hayat geçmezdi sevdirecekti kendisini kıracaktı Miran’ın duvarlarını, Miran o zaman anlayacaktı bu kadın ona cenneti de yaşatacak cehennemi de bilirdi severse her yer cennet. Kıracaktı, parçalayacaktı yıkıma uğratacaktı ama Helin’in bir suçu olmadığını bilirdi ne ailesine ne bir başkasına ezdirirdi onu. Hayatına bir hükümle aldığı kadını gönlüne alacaktı zamanla zor olacaktı ama yapacaktı.
Afran, verilen hükme sevinse ayrı üzülse ayrıydı. Alaz’a karşı hisleri vardı ama onun için önemli olan Alaz’ın da rızası olmasıydı. Aksi takdirde ne hüküm ne töre hiçbirini dinlemez çeker giderdi. Birşeyler olacaksa sevdiği kadının da gönlü olsun isterdi Afran en çok o mutlu olsun diye yıkar inşa ederdi. Kalbinde çiçekler açtırır bir kendi koklar kimsenin soldurmasına izin vermezdi.
Barzan, belalı emanet olarak gördüğü kadına şimdi deli divane aşık bir adamdı. Aşkını göstermekten, hissettirmekten çekinmiyordu yine kırıyordu Berçem’i ama bu sefer kendi de paramparça oluyordu. Onun için bütün evreni karşısına almaya hazırdı. Bir taraftan Berçem, bir taraftan Alaz vardı kardeşi adına alınan hükme itiraz etmiş onu da alıp gitmişti ama hüküm verilmişti bir kere bu yüzden Berçem’in dayısını istemiyordu devran dönmüştü. Afran’ın kardeşimi mutlu edeceğini biliyordu ama Alaz’ın ne düşündüğü önemliydi ne kadar karşı çıkarsa çıksın Alaz evliliği kabul etmişti.
Herkes bir şekilde hayatına devam etmeye çalışıyordu. Olan kadınlara oluyordu kadınlar güçlerinden güç alarak kimseye kendini ezdirmiyordu hüküm verildi diye hüküm verenler o kadınları göz ardı etmiyordu. Aksine onların yanında oluyordu onların canı yanar, ise adamlarında canı yanardı. Aksi mümkün dahi değildi. Ağalar hepsini kendi evlatları gibi görürdü. Bu yüzden can yakmaktan bir adım geri atmazlardı.