Yeni evli bir çiftin, kar fırtınası yüzünden şehirden uzak ıssız bir malikanede mahsur kalmasıyla başlıyor her şey. Ama bu evin geçmişi oldukça karanlık… Çünkü eski sahibi, ünlü bir psikiyatrist olan Adrienne Hale, yıllar önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuş.
Evde geçirilen süre uzadıkça, geçmişe dair izler ise yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Hikaye, Tricia’nın yaşadıklarıyla ilerlerken bir yandan da Adrienne’in geçmişine uzanan bölümlerle derinleşiyor. Bu iki anlatımın dengesi hem merak duygusunu artırıyor hem de atmosferi daha etkileyici hale getiriyor. Anlatımın Tricia’nın gözünden ilerlemesi her şeyi fazlasıyla gerçek hissettiriyor; bu yüzden okurken hiçbir şeyi sorgulamıyorsun… ta ki son sayfalara kadar.
Kitap boyunca o kadar çok teori ürettim ki! Her sahnede “tamam şimdi çözdüm” dedim ama hiçbiri tutmadı. Yazarın karakterler üzerinden kurduğu yönlendirmeler insanı sürekli şüpheye düşürüyor ama bir türlü net bir yere varamıyorsun.
Finale geldiğimde gerçekten şok oldum. “Ben ne okudum şimdi?” hissini uzun zamandır bu kadar net yaşamamıştım.
Benim için tam bir reading slump kitabı oldu; akıcı, sürükleyici ve merak duygusunu hiç düşürmeyen bir okuma deneyimiydi. Tabii küçük mantık hataları vardı ama genel keyfimi bozmadı.
Gerilim ve ters köşe seviyorsanız kesinlikle okunur.