Gönderi

Suretten Sirete Bir Hicret
Puan vermedi·126 syf.··
2026 11. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 18:09
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda odadaki sessizlik genişler; sanki o an ruhunuzun içinde bir yerlerde, daha önce hiç geçmediğiniz bir kapı aralanmıştır. Dücane Cündioğlu’nun Hz. İnsan eseri benim için tam da böyle bir eşik oldu. Modern dünyanın bitmek bilmeyen hızı, gürültüsü ve ekranların soğuk ışığı arasında "ben" dediğimiz o karmaşık düğümü çözmeye çalışırken, aslında insanın sadece biyolojik bir tür değil, her an yeniden inşa edilen bir "oluş" biçimi olduğunu bize en yalın ve sarsıcı haliyle hatırlatıyor. Bu derin yolculukta hissettiğim en temel sancı, insanın beşer olmak ile insan olmak arasındaki o uçsuz bucaksız mesafede gizli. Beşeriyetimiz toprağa, biyolojiye ve hayatta kalma güdüsüne bakan yüzümüz; doğuyor, doyuyor ve nihayetinde ölüyoruz. Ancak eserin bize işaret ettiği "Hz. İnsan" bu biyolojik döngünün üzerine inşa edilen ahlaki ve felsefi bir mimari. Cündioğlu bizi burada "idrak" kavramıyla yüzleştiriyor. Eğer bir farkındalık ve idrak eşlik etmiyorsa insan sadece bir suretten yani dış görünüşten ibaret kalıyor. Oysa asıl hicret; suretten sîrete, yani görüntünün ötesindeki o saklı öze doğru yapılan o çetin yolculuktur. Kitabın felsefi damarlarında dolaşırken kelamın ve sessizliğin birer varlık sahası olduğunu görüyoruz. Dil burada sadece bir iletişim aracı değildir artık insanın kendi evrenini kurduğu bir zemin olmuştur. Bazen de insanın konuştuğu kadar değil, sustuğu yer kadar derinleştiğini fark ediyorsunuz. Bu yaklaşım akla Spinoza’nın varlık anlayışındaki o kuşatıcı bütünlüğü ya da kadim geleneklerin insan-ı kâmil arayışını getirse de, yazar bizi kuru bir terminolojiye hapsetmiyor. Aksine bilginin kalbe inmesi gerektiğini, hikmete dönüşmeyen her türlü verinin ruhun üzerinde sadece bir yük olduğunu fısıldıyor kulağımıza. Samimiyetle söylemek gerekirse, bu satırlar arasında dolaşmak insanın kendi iç karanlığına bir fener tutması gibi. Modern insan olarak dünyanın öbür ucundaki bilgilere bir tıkla ulaşabiliyoruz ama kendi göğüs kafesimizin içindeki o merkeze fersah fersah uzağız. Eser bize kim olduğumuzdan ziyade, "neredesin?" diye soruyor. Kendi vicdanının, kendi hakikatinin neresindesin? İnsan olmak bir son durak değil, her an yeniden üretilen bir estetik tavır, bir varoluş çabasıdır. Acı çekmek, sevmek, yanılmak ve en nihayetinde tüm bunları anlamlandırmak; işte bizi "hazret" kılan yani o kutsal huzurda ve şimdide tutan sır burada yatıyor. Sonuçta fark ediyoruz ki, tüm bu arayış aslında bir "insanlaşma" çağrısıdır. Belki de tüm mesele, dünyaya geldiğimiz o ilk günkü gibi duru bir ruhla, ama üzerine koca bir hayatın imbikten süzülmüş hikmetini giyinerek dönebilmekte. Aynada gördüğümüz o tanıdık yüzün arkasındaki yabancıyla tanışma cesareti gösterdiğimizde, aslında asıl evimize ve sığınağımıza kavuşmuş oluyoruz.
Hz. İnsanDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 20252,966 okunma
·
28 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.