Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 01 Mayıs 2026 15:58 Ben öncelikle kitabı çok beğendim. Verdiği mesajlar oldukça derin ve anlamlıydı. George ve Lennie birbirine tamamen zıt karakterler ve bu zıtlığa rağmen aralarındaki uyumu net bir şekilde görüyoruz. Kitapta yoksulluk, eziyet ve güçlü bir hükmetme duygusu hâkim.
George ve Lennie belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayale tutunuyorlar; çünkü o hayal, onların hayatındaki yaşama amacı. George, kendi hayatından ödün vererek tüm benliğiyle Lennie’yi yaşatmak ve ona bir amaç sunmak için çabalıyor. Lennie ise içinde kötülük olmayan, ancak duygularını fiziksel ve sözlü olarak nasıl ifade edeceğini bilmeyen, gücünü kontrolsüz kullanan biri.
George, Lennie’nin bu özellikleri yüzünden onun duygularını bastırmasını ve daha suskun bir şekilde yaşamasını istiyor. Ancak bir yandan da bundan dolayı vicdan azabı çekiyor. Kitap boyunca George’un, Lennie’nin aslında kötü bir insan olmadığını diğer insanlara anlatmaya çalıştığını görüyoruz. Onun yaşadığı zorluklar nedeniyle zaman zaman kendini suçladığı da açıkça hissediliyor. Dışarıdan duygusuz gibi görünse de aslında oldukça duygusal ve yaptığı şeylerden dolayı içten içe vicdan azabı çeken biri. İnsanlara sürekli ikinci şans veren ve kendini üzmelerine de izin veren bir karakter.
Curley’nin karısı ise kendi bölümünde kendini ifade edene kadar okur tarafından genellikle kötü bir karakter olarak görülüyor ve eleştiriliyor. Ancak aslında değersizleştirildiğini anlamak için konuşmasına bile gerek yoktu. İsminin hiç verilmemesi ve sadece “Curley’nin karısı” olarak anılması, onun toplumdaki yerini açıkça gösteriyor. Onun yeri, evi ve kocasının yanı olarak çiziliyor. Oysa kendi hayalleri, kendi hikâyesi ve yaşamak istediği bambaşka bir hayat var. Ancak toplumun yargıları ve insanların kötü söylemleri yüzünden bu hayaller bastırılmış.
Kitapta mülk sahibi olan insanların kendilerini üstün görmesi de dikkat çekiyor. Buna karşılık, düşük maaşlarla çalışan insanların bile bir arsa alma hayali kurmaları, aslında bu hayalin o kadar da imkânsız olmadığını düşündürüyor. Burada asıl mücadelenin maddi değil, psikolojik bir savaş olduğu ortaya çıkıyor. İnsanlara hayallerinden bahsettiğinde seni küçümsemeleri, yargılamaları ve o hayallere layık olmadığını söylemeleri bu savaşın başladığı nokta oluyor.
Toplumda insanlar “varlıklı olanlar” ve “geri kalanlar” şeklinde ayrılıyor. Bu ayrım o kadar keskin ki, insanların sevilmeye bile layık görülmediği hissi ortaya çıkıyor. “Herkes gibi maaşını alınca geneleve git” gibi söylemler de bu değersizleştirmenin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Kitap kısa olmasına rağmen oldukça derin, yoruma açık ve etkileyici bir eserdi. Bu yüzden gerçekten çok beğendim.