1080 sayfa klasik harici okuduğum en uzun kitaptı, oku oku bitmedi. Aşırı beklenti ile başladım o kadar reklamdan sonra ve beklentimin altında kalan çok fazla kısım var. Yazarın dili uzun uzun gereksiz anlatımları beni yordu ve bu kadar uzun anlatımlarda bir derinlik olmamasıda cabası. Ölümsüzler ve Kutsal Ateş arasında bilgi taşıyan iki karakterin aşk hikayesini okuyoruz.Helena herkesin manüpile ettiği bir karakter, Kaine ise efsane bir aşık efsane güzel bir adam. Burada ölümü ve kötülüğü temsil etsede asla kötü değil. Bence asıl her iki tarafın amaçları uğruna o kadar kişiyi ölüme gönderen liderleri kötü. Tam filler tepinirken çiğnenen karıncalar misali. Kitapta yarım kalan açıklığa tam kavuşmayan çok şey var. Misal morugh (ölümsüzlerin lideri) u nasıl öldürdü Lila, bunun adım adım ayrıntısını isterdim. Mutlu sonu sevdim ama bu şekilde değil. Kaine mutlaka aklanmalı idi, geri planda kalmamalı idi. Kitapta en çok Kaine nin aşkını sevdim, çok güzel sevdi ve asla pes etmedi. Helena nın da onu ölüme terk etmemesi güzeldi. Yoksa hepsi bilindik anime hikayesi. Ha bu arada bende asla ağlamadım. Sadece Luc ölürken biraz duygulandım ama o kadar.