İlk başta HP fici olan bu kitap çok sevilmesi üzerine telif hakları nedeniyle de karakterler ve evren değiştirilerek basıldı. Çok övüldüğü için ben de merak edip okudum.
Konusundan kısaca bahsedeyim önce. Sonsuz alevin şifacısı olan Helena Marino savaş sırasında esir düşüyor ve karşı tarafın bilmemesi gereken şeyleri bildiği için zihnindeki anıları kilitliyor. Bu yüzden kendisi bile hayatıyla alakalı birçok şeyi unutmuş oluyor.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. Günümüz, geçmiş ve yine günümüz.
İlk kısım, ilk 300 sayfayı içeriyor. Helenanın esir düştüğü andan sonrasını okuyoruz.
İkinci kısım, geçmişten oluşuyor. 300-900 sayfa arasını kapsıyor. Bunu ilk gördüğümde bu kadar geçmiş mi olur diye düşünmüştüm ama aşırı bir geçmiş de değil. Aslında her şeyin nasıl başladığını gördüğümüz, karakterleri ve evreni daha iyi tanıdığımız yer burası. Helenanın esir düşme kısmına kadar devam ediyor.
Üçüncü kısım da 900 sonrasından devam ediyor. Burda da ilk kısmın devamını okuyoruz ama her şeyi bilerek.
Yazarın bu şekilde yazma sebebi bizim de helenayla beraber ne olduğunu anlamamızmış. İlk kısımda helenanın hafızasının büyük bir kısmı yok ve bizde pek bir şey bilmiyoruz. Hafızası geri gelince onunla beraber biz de öğrenmiş oluyoruz.
Yabancılarda bu yüzden 1-2-1-3 şeklinde okuyanları gördüm. Geçmiş zamanı da öğrendikten sonra tekrar başa dönüp okuyanlar var. Ya da ilk önce geçmişi okuyup daha sonra günümüzü okuyanlar da var. Kitaptaki sırasıyla okumak daha iyi bence.
Yepyeni bir evren, güç sistemi gördüğümüz için bunun hakkında çok fazla bilgi ve detay var. Bunları okumak ve anlamaya çalışmak benim için sıkıcıydı. Özellikle Helena ve Kaine sahneleri akıcıydı.
Helena bir şifacı olarak insanları iyileştirirken Kaine Ferron ise Yüce İnfazcı adıyla öldürmekten sorumlu. Şifacı ve Katil
Selamlar. Ben kitabın genel olarak abartıldığını düşünüyorum. Savaşın bütün trajedisini yansıtan bir hikaye olarak deneyime puanım 10/10 ancak kitabın işleyişi, evren, karakterler, anlatım gibi kriterleri değerlendirdiğimde puanım 8/10’e düşüyor.
Yorum kısmına geçmeden önce kitabı nasıl okuduğumu anlatarak başlamak istiyorum. Ben kitapları postitleyen biriyim. Bu kitabı okurken de bir renk postiti bilgi içeren bölümlere ayırdım. Yazar evren, olayların geçmişi, politika, güç itemleri, simya mantığı gibi gibi konularda bütün bilgileri hikaye akışında parça parça veriyor. Seri bir şekilde okuyup geçtiğinizde arada önemli bilgileri kaçırıyorsunuz. Yazarın akışta verdiği neredeyse her minik bilgi parçası kitabın ilerleyen bölümlerinde önemli bir detay haline geliyor. Birinci bölümü bitirdiğimde -300. sayfada - o kadarda önemsemediğim bilgi parçalarının başıma bela olacağını anlayıp kitabı baştan taradım ve bu bilgi parçalarını tekrar okuyup geri dönebilmek için postitledim. Size de en baştan okurken okuduğunuz her yeni bilgiyi postitlemenizi tavsiye ediyorum ki çok fazla katmanı olan bu kitaptan maksimum keyfi alabilin.
Kitapla ilgili söyleyeceğim bir sürü negatif şey var ama kitabın geçtiği savaş atmosferi o kadar iyiydi ki kitabın sonuna kadar merak ederek okudum. Kitap genel anlamda çok katmanlı. Ciddi bir politik altyapı işlemiş yazar. Sönmeyen Alev ülkeyi yöneten bir tarikat aslında. Bir tarafta Paladia’yı yöneten Sönmeyen Alev diğer tarafta da ülkenin sanayisini yönet metal loncaları var. Dini temsil eden ve kutsandıkları için ülkeyi sonsuza kadar yönetmeye hakları olduğunu düşünen Holdfast ailesi ve Sonsuz Alev’le ülkenin ekonomisi ve sanayisini elinde tutan metal loncalarının arası nesillerdir gergin. Morrough’nun gelmesiyle birlikte loncalar Morrough’un arafında
1080 sayfa klasik harici okuduğum en uzun kitaptı, oku oku bitmedi. Aşırı beklenti ile başladım o kadar reklamdan sonra ve beklentimin altında kalan çok fazla kısım var. Yazarın dili uzun uzun gereksiz anlatımları beni yordu ve bu kadar uzun anlatımlarda bir derinlik olmamasıda cabası. Ölümsüzler ve Kutsal Ateş arasında bilgi taşıyan iki karakterin aşk hikayesini okuyoruz.Helena herkesin manüpile ettiği bir karakter, Kaine ise efsane bir aşık efsane güzel bir adam. Burada ölümü ve kötülüğü temsil etsede asla kötü değil. Bence asıl her iki tarafın amaçları uğruna o kadar kişiyi ölüme gönderen liderleri kötü. Tam filler tepinirken çiğnenen karıncalar misali. Kitapta yarım kalan açıklığa tam kavuşmayan çok şey var. Misal morugh (ölümsüzlerin lideri) u nasıl öldürdü Lila, bunun adım adım ayrıntısını isterdim. Mutlu sonu sevdim ama bu şekilde değil. Kaine mutlaka aklanmalı idi, geri planda kalmamalı idi. Kitapta en çok Kaine nin aşkını sevdim, çok güzel sevdi ve asla pes etmedi. Helena nın da onu ölüme terk etmemesi güzeldi. Yoksa hepsi bilindik anime hikayesi. Ha bu arada bende asla ağlamadım. Sadece Luc ölürken biraz duygulandım ama o kadar.
Uzun zaman sonra okuduğum en ağır kitaptı. Gözyaşlarım kesilse bile içim acımaya devam etti. Dünya üzerinde yaşanan bütün savaşların gerçek yüzünü okuduğumu hissettim.
Arkadaşımın tavsiyesiyle okumaya başladım .
Herkesin ilk 400 sayfa sıkıcı dediği sayfalardayım .
Ama kitap bitsin diye az az okuyorum resmen .
Sevgili Sema tavsiye edeceğin diğer kitapları merakla bekliyorum . Ama bu kitabın etkisinden ne zaman çıkarım bitince bilemiyorum :))
Karanlık kısmını, savaşı kahramanca değil de bu şekilde karanlık göstermesini sevdim ama hikayenin anlatılması, bu kadar uzun bir kitap için anlatımı sevemedim. Bence fikir çok güzel zaten puanım buna ve sonuna gitti. Daha çok sevmek istedim ama nedense sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi hissettirdi ve okuması beni yer yer zorladı. :(
Ah Ferron üzümlü kekim, sana ne yazsam az...
Ölme, belki seni özlerim.
Kitap 1080 sayfa; fantastik, savaş, düşmandan aşka temalı kitapları sevenlerin seveceği bir kitap. Bolca çürümüşlük, organ ve koku betimlemesi içeriyor midesi hassas olanlar dikkat etsin :) Ferron'a kapılmadan kitabı bitirmeyin.
Ya o kadar acındırma var ki kitabın her köşesinde. Boğulucaktım az daha. Helena çok acı çekti yok parmağı kırıldı yok bileği kırıldı yok kaburgası yok omurgası. Kırılmadık tek yeri kalmadı ki Kaine’den bahsetmiyorum bile. Tamam çok kaotik bir ortam anladık. Herkes ölüyo anladık. İmkansız bir aşk… onu çok anlamadık ama neyse.
Kitapta ne iyi taraf iyi nede kötü taraf. Kimse iyi değil. Bir tek bizim bu ikilimiz iyi. Oda adam ölüm makinası ama her yağtığının bir NEDENİ var. Nedir? Sevdiği kızı kurtarmak annesini kurtarmak. Yani bunun için yüzlerce insanı öldürüyor ve işte çok tatlı…
Spoiler uyarısı.
Yani herkes ölürken her tarafları kırılan kalpleri sökülen bizim ikili kitabın sonunda bir adada mutlu mesut yaşıyor? Ya gerçekten bu son nedir? Kötü olan kısım şu tabiki kimse onların sayesinde savaşın kazanıldığını bilmiyor. Çok üzüldüm. Ya tüm kitap hangisi ölücek diye diye getirip bizim sonunda kimsenin onların adını anmamasına mı üzülmemizi bekledin? Yani kaine’in karakteri tamamlanmadı. Aşkları 10 sene geçti diye geçiştirildi bir anda çocuklarının derdine düştüler bilmem ne. Ay bayılıcam gerçekten.
Gotik romantasy bir anda peri masalına döndü.
Hayatımda okuduğum en zor 500 sayfaydı ilk bölümü ama birisi bu kitap için "kafanın karıştığını biliyorum ama sürece güven" demişti,iyi ki de güvenmişim..
Okurken neler yaşadım öyle!
İlmek ilmek işlenmiş,her şeyin bir sebebinin olduğu olaylar silsilesi okuyoruz bu kitapta.Yalan yok gerçekten bir ara "ben bitiremeyeceğim sanırım bunu" diye düşündüm ama olur da başlarsanız lütfen 2.bölüme şans vermeden vaz geçmeyin ÇÜNKÜ HET ŞEYİN BİR SEBEBİ VE AÇIKLAMASI VAR (!)
Peki sizi neler bekliyor,hangi beklentiye bu kitabı okumalısınız?
Bolca kaosun,sırların ve ihanetin olduğu fedakarlık üzerine kurulu bir hikaye sizi bekliyor. Fantastik bir evrende kendinizi buluyorsunuz ama kafanızda netleşmesi biraz vakit alıyor diyebilirim. Kesinlikle uyarı kısmını okumayı gözardı etmeyin derim,yazar sizi olacaklara biraz olsun hazırlamaya çalışmış ama bilirsiniz ki asssla ne geleceğini bilemezsiniz..
Bu kitap hakkında konuşmam lazım… gerçekten böyle “okudum bitti” deyip geçilecek bir kitap değil bu. Çünkü benim de okurken kafamın içinde sürekli bir tartışma vardı.
Öncelikle şunu söyleyeyim; Alchemised bence çoğu kişinin beklediği gibi bir kitap değil. Yani epik bir savaş, net iyi-kötü ayrımı, kahramanlık hikâyesi falan bekliyorsan… çok başka bir şey çıkıyor karşına. Bu kitap daha çok savaşın kendisinden ziyade, savaşın insanlarda açtığı yaraları anlatıyor. Ve bunu da hiç yumuşatmadan yapıyor.
Helena’dan başlayayım. Çünkü en çok onunla kalıyoruz.
Helena güçlü mü? Evet. Ama o alıştığımız “güçlü kadın karakter” değil. Daha kırık, daha yorgun, daha hatalı. Bazen öyle kararlar veriyor ki “neden böyle yaptın?” diye sinirleniyorsun. Sürekli kendini ateşe atması, inadı, bazı konularda gözünü kapatması… beni de yordu açıkçası. Ama sonra şunu fark ediyorsun: bu davranışlar mantıksızlıktan değil, yaşadığı travmadan geliyor. Yani karakter “hatasız” değil, tam tersine çok insan.
Kaine konusuna gelirsek… açık konuşayım, çok bağ kuramadım. Karakterin derinliği var, geçmişi ağır, yaşadıkları etkileyici ama… sevilmesi zor bir karakter. Zaten bence yazar da onu “sevin” diye yazmamış. Daha çok anlamamız için yazmış. Ama bazı okurların onu bu kadar yüceltmesini anlayamıyorum. Çünkü ortada romantize edilecek bir şey yok, aksine oldukça problemli bir karakter var. Evet, Helena’ya karşı farklı ama bu onun yaptığı şeyleri yok saydırmıyor.
İlişkileri için de şunu söyleyeceğim: sağlıklı mı? Kesinlikle değil. Ama bulundukları evrende gerçekçi mi? Evet, bence öyle. Bu kadar travmanın, güç dengesizliğinin ve kaybın olduğu bir yerde “ideal aşk” beklemek zaten çok mantıklı gelmiyor bana.
Kitabın yapısı bence en ilginç taraflarından biri.
İlk başta biraz zorlanıyor insan, kabul. Hele o ilk
SenLinYu grew up in the Pacific Northwest and studied classical liberal arts and culture. They started writing in the Notes app of their phone during their baby’s nap time. Their collected online works have garnered over twenty million individual downloads and have been translated into twenty-three languages. They live in Portland with their family. ALCHEMISED is their first novel.