İnsan, kendine yapılan iyiliği nasıl unutur ki? Ama zaman geçtikçe anlıyorsun… Nankörlük, sandığımız gibi büyük ihanetlerde değil; küçük unutuluşlarda saklı.
Birinin senin için uykusuz kaldığı geceleri unutursun mesela. Sana iyi gelmek için verdiği çabayı, bir gün sıradan bir şeymiş gibi görmeye başlarsın. Çünkü insan, sahip olduklarına alışır. Alıştıkça da değerini azaltır. İşte nankörlük tam burada başlar: Alışkanlıkla değerin yer değiştirdiği yerde.
En acı olanı ise şudur; insan başkasına yaptığı nankörlüğü fark etmez ama kendisine yapılınca derinden hisseder. Kendi kırgınlığını büyütürken, başkasının kırılmış kalbini görmezden gelir. Çünkü insan, çoğu zaman kendi hikâyesinin başrolünde o kadar kaybolur ki başkalarının emeğini arka plan sanır.
Belki de bu yüzden nankörlük “korkunç”tur. Çünkü sessizdir. Gürültü koparmaz, kapıyı çarpıp gitmez. Yavaş yavaş yerleşir insanın içine. Minnetin yerini beklenti alır, teşekkürün yerini alışkanlık.
Ama yine de bir ihtimal var. İnsan, fark ettiği anda değişebilir. Bir gün durup “ben neyi unutuyorum?” diye sorarsa kendine… Belki o zaman nankörlük yerini hatırlamaya bırakır. Ve hatırlamak, bazen en büyük iyileşmedir.
Çünkü bazı insanlar gitmez, biz onları görmemeyi seçeriz