Kelamın, şiir ve sanat üzerinden tefekkür kapılarını nasıl açtığını görmek isteyenler; buyrun burdan…:)
Bu kitap size, şiir üzerine klasik akademik bilgiler vermeyecek, keskin bir ahkam kesmeyecek, bunu önden söylemeliyim. Kelam, Hikmet, Şiir i okuduğunuzda, şiir başta olmak üzere sanatın her bir dalının bize bahşedilmiş bir “yaratıcı sıfatının” yansıması olduğunu anlayacaksınız. Kitabın özü işte burda yatıyor:
“Şiir, kelam sıfatının bir yansımasıdır. Musiki, işitme sıfatının bir yansımasıdır. Fotoğraf, resim, görme sıfatının bir yansımasıdır. Hepsi Allah'ın sıfatlarından doğar. Bize verdiği ruhtan doğar.”
Böyle bir emanet ve hediye vermişse yaratıcı bize, mutlaka bu emanetin nasıl işlenmesi gerektiği hususunda bilgi vermiş olacağı akla geliyor. Bu soruyu en baştan şiirin haddini belirleyen sureyi anlatarak bizleri aydınlatıyor Nurullah Genç . Öyle bir sure ki o ismi, “Şuara” yani “Şairler”. Bu surede iki tür şairden bahis açılıyor; burası can alıcı noktasıdır şiirin. Çünkü şiir söylemenin sonunda helak olma ihtimali de vardır sureye göre. Surede “Şairler ki onlara ancak sapkınlar uyar. Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıklarını söylerler. Ancak iman edip salih amel işleyen ve zulme uğradıkları için şiir söyleyenler müstesna.” İşte bu sure sırrınca şiir söylerken dikkatli olmak, malayani veya küfür kelimelerinden itinayla kaçmak gerekiyor. Üstad da bu tehlikeden Allah’a sığındığını en baştan belirtiyor.
Edebiyatın “edeb” ile ilişkisiyle başlayan bu söyleşi tarzındaki yolculuk, şiirin hayatın neresinde konumlandığını tüm bel kemiklerini göstererek anlatıyor bize. Nurullah Genç , küçük yaşlardan itibaren büyük bir şiir tedrisinden geçmiş bir şair olarak, (Düşünün ki dokuz yaşında bir çocuk ufacık köy odasında, babasının Fuzuli, Yunus Emre gibi büyüklerin divanlarını ezber etmesine tanık oluyor, ezberinde onu takip ediyor ve daha ilkokulun başlarında yirmi şiiri ezberden okuyor.) şiirin insanı nasıl şekillendirdiğini, insanın şeklini, ideolojisini, yarasını, fikrini, duygusunu ve zikrini şiire mutlaka yansıttığını nakış gibi işliyor bu kitapta.
Klasik poetika kitaplardan farklı olarak şiirin malzemelerini vermekle ve şiir incelemesi yapmakla kalmıyor üstad. O nahif diliyle, şiir okuyanları, yazanları ve seslendirenleri doğru yola iletmek için konuşuyor okuyucusuyla. Şiiri kelimelerin ve biraz da ilhamın neticesinde, masa başına geçince yazılacak bir şey zannedenlere, somut deliller sunuyor. şiirin en çok da “hikmet” işi olduğunu örneklerle anlatıyor.
Şiir karın doyurmaz, şiir basit bir iştir veyahut şiiri edebiyat içinde en aşağıya konumlandıran zihniyete şöyle sesleniyor:
“Edebî türlerin kurucusu ve tarihsel olarak roman ya da denemeden çok daha kıdemli olan şiir, "sehlimümteni" vasfıyla şüphesiz metinlerin en kıymetlisidir.”
“Şiir sizi düşündürür bu çünkü nesir gibi her okuduğunuzda tek anlam çıkaracağınız bir metin değildir. Şüirin önemli yanlarından bir tanesi de her okuyanın şiirden kendisine göre anlamlar türetmesidir.”
Aynı zamanda Üstad, şiirin bir tarih kitabı olduğunu, sosyoloji, psikoloji, din, coğrafya, biyoloji veya felsefe gibi tüm bilimleri kapsadığını örneklerle ispat ediyor:
“Son zamanlarda çokça paylaşılıyor, "Şemsiye taşımak istemiyorum," diye başlayan bir şiirim var. Son mısra şöyle: "Ben bir samanyolu bedevisiyim artık." Pek çok kardeşimiz bunu yüzlerce, binlerce kez paylaştılar. "Gökyüzü bedevisi" olmak.
Yani siz yıldızlara baktınız, Samanyolu'na baktınız; orada bir bedevi gibi, elinizde bir asayla yürümeye başladınız. Siz astronomiyle irtibat kurdunuz. Şiiri diğer ilimlerden nasıl bağımsız hâle getireceğiz ki?”
Şair “farkındalığı yüksek adamdır” diyor Nurullah Genç, tıpkı Furkan Çalışkan ın “Çünkü şair herkes uyurken uyumayan adamdır.” demesi gibi. Her ikisi de şairlerin dünyaya alışamamış, garipseyen kimlikler olduğunu savunuyor. Bana göre garipsemek şiiri bir nevi çeviri dili yapıyor. Çünkü şiir iyiliği, kötülüğü, aşkı, yarayı, dünyayı çevirir.
Yine bu minvalde Furkan Çalışkan ın şu veciz sözünü anmadan geçmek istemiyorum:
“Çünkü şair ikramiyeler çekilirken orda olmayan adamdır, çünkü o fotoğraf makinesine bakmayan tek adamdır, sabitlenebilir mutlu toplulukta.”
Kelimenin estetikle buluşmasının en güzel hali olan şiirin inşasını, yalnızca edebi iklimde değil, insanın iç dünyasında yer edinen şiiri, kelimenin sorumluluğunda sözün ahlaklı söylenişindeki sırrı merak edenler, Nur Haktan ile Nurullah Genç söyleşisinden derlenen bu kitaba bir şans verebilir.
Şiirle vesselam… ᢉ𐭩