Son zamanlarda farklı türde bir şeyler okuma isteğiyle arayış içindeydim. Tam bu dönemde Reşad Ekrem Koçu'a ait bir kitap seti hediye edildi bana. Bakıldığında bir tarih kitabı gibi görünebilir ama buna şiddetle karşı çıkabilirim. Çünkü yazarı biraz araştırınca gerçekten de farklı bir tür arayışı içinde kendime meydan okumaya çalıştığım bu zamanlarımda sanırım denk gelebileceğim en iyi eserlerden birisine denk geldim. Halihazırda tarih konusuna bayıla bayıla ilgi duyan birisi olarak, tarihi böylesine anlatan birisinden okumak büyük keyif.
Bazı tarih kitapları vardır olay anlatır. Bazıları ise dönem anlatır. Topkapı Sarayı kitabı ise doğrudan bir atmosfer anlatıyor. Tarihi sadece tozlu belgelerden ve kronolojik savaşlardan ibaret sananlar için bu kitap ezber bozan bir davet niteliğinde gerçekten. Reşad Ekrem Koçu, bu kitapta bir tarihçiden ziyade bizlerin elinden tutup sarayın labirentlerinde gezdiriyor, her odanın gizli kalmış fısıltılarını bizimle dedikodu yapar gibi anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey ne padişahların kronolojisi oldu ne de savaşlar… Aklımda asıl kalan şey, taş koridorlarda dolaşan insanlar, sarayın içindeki görünmez gerilimler ve bir sarayın içindeki sosyal hayattı. Topkapı Sarayı çoğu insanın zihninde devasa bir iktidar sembolü gibi durur. Altın işlemeler, tahtlar, padişahlar, törenler… Ama bu kitap sarayın gösterişli yüzünden çok yaşayan tarafıyla ilgileniyor. Kim nerede yürürdü, hangi odalarda nasıl bir hava vardı, insanlar birbirine nasıl bakardı, sarayın sessizliği neyi saklardı… Kitap tam olarak burada güçleniyor. Çünkü okurken bir müze rehberi dinlemiyorsunuz sanki sarayın eski bir sakini size içeriden hikâyeler anlatıyor.
Bence kitabın en etkileyici taraflarından biri de Topkapı’yı yalnızca bir yapı olarak değil, başlı başına yaşayan bir organizma gibi göstermesi. Saray burada sadece taş ve kubbeden oluşmuyor. Kıskançlıkların, entrikaların, korkuların, arzuların ve iktidar savaşlarının merkezine dönüşüyor. Özellikle harem bölümleri anlatılırken Koçu’nun dili daha da canlılaşıyor. Fakat bunu ucuz bir merak duygusuyla değil, insan doğasının karanlık tarafını göstererek yapıyor.
Kitap boyunca şunu hissettim: Osmanlı’nın en güçlü insanları bile aslında büyük bir kafesin içinde yaşıyor. Padişahlar dahil. Bu yüzden kitapta ihtişam kadar yer yer boğuculuk da var. Belki de Topkapı Sarayı’nı ilginç yapan temel şey bu çelişki. Dünyanın merkezinde gibi görünen insanların, aslında duvarların arasında sıkışıp kalmış olması…
Eğer tarihe veya Osmanlı tarihine uzaktan bakan biriyseniz, bu konuda bir şeyler okumak istiyor ama gözünüz korkuyorsa, bu kitap size resmi tarihin dışında başka bir kapı açabilir. Çünkü kitap bittikten sonra Topkapı Sarayı artık sadece gezilecek bir yer olmuyor. Bir dönem içinde yaşadığınız, vakit geçirdiğiniz bir yer haline geliyor.
Özetle bu kitap, bir imparatorluğu anlamak için bazen savaş meydanlarına değil, koridorlarına da bakmak gerektiğinin vücut bulmuş hali diyebilirim.
Topkapı SarayıReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2015234 okunma