·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mayıs 2026 00:00 Alice Harikalar Diyarında, kimileri için rengarenk bir çocukluk rüyası, kimileri içinse mantığın sınırlarını zorlayan bir kelime oyunu. Ancak kitabın içine, o meşhur tavşan deliğinden derinlere daldığımızda, karşımıza çıkan manzara bir masal kitabından ziyade, modern dünyanın karmaşasını çözümleyen bir yönetim rehberi gibi duruyor.
Lewis Carroll takma adını kullanan bu kişi bir dahi. Buna eminim. Mr. Carroll hayal gücünü öyle bir seviyeye taşımış ki, yarattığı o absürt evren aslında bizim "kurumsal" dünyanın bir parodisi. Pek çok kişi bu kitabı fantastik bir macera masalı olarak okur, ama benim gözümde Alice, kurumsal dünyaya saf, arı-duru bir zihinle bakan biridir, tabir caizse tabula rasadır. Bu çok zekice... Şunları bir düşünün:
1- Beyaz Tavşan’ın o bitmek bilmeyen "Geç kaldım!" telaşı, verimsiz işleyen süreçlerin ve kötü zaman yönetiminin sembolleştirilmesi olamaz mı?
2- Harikalar Diyarı'nın yöneticisi olan Kupa Kraliçesi’nin "Vurun kellesini!" odaklı otoriter yönetim tarzı, korku kültürüyle yönetilen organizasyonların ne kadar kırılgan ve sürdürülemez olduğuna bir atıf olamaz mı?
3- Alice’in boyunu ayarlamak için mantarın iki tarafını kullanmayı öğrenmesi, kaynakları dengeli kullanma ve çevresel faktörlere uyum sağlama becerisinin, yani adaptasyonun, insanın iş ve sosyal hayatında önem arz eden bir unsur olduğuna dair bir simgeleştirme olamaz mı?
Alice Harikalar Diyarında kitabının, sadece çocukların ufkunu açan bir masal kitabı değil; korku kültürüne dayalı hiyerarşinin anlamsızlığını, iletişimin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve hayal gücü olmayan bir mantığın ne kadar kısır kalacağını anlatan bir başyapıt olduğu kanaatindeyim. Bu nazarla okunduğunda çok daha anlamlı olacağını hatırlatmakla birlikte her yaştan okuyucuya tavsiye ederim.