Algernon'a Çiçekler gerçekten insanın içine işleyen, çok dokunaklı bir kitap. Anlatımı da farklı ve güzel. İlk başlarda yazım hataları var gibi geldi, hatta yayınevi yanlış basmış falan diye düşündüm ama sonra aslında bunun bilinçli olduğunu anladım. Çünkü kitap, Charlie’nin tuttuğu ilerleme raporları şeklinde ilerliyor.
Charlie normalin altında bir zekaya sahip ve tek isteği akıllı olmak. Özellikle annesinin istediği gibi biri olmak istemesi beni baya etkiledi. Çok saf, çok gerçek bir istekti.
Bir de Algernon meselesi var… Bir fareyle aynı kaderi paylaşmak fikri bile garip bir şekilde üzücü. Algernon’un başta gelişip sonra düşmeye başlaması beni gerçekten huzursuz etti. Çünkü aynı şeylerin Charlie’nin de başına gelebileceğini düşünmek insanı ister istemez geriyor. Orada umutla korku arasında kaldım resmen.
Kitap ilerledikçe şunu fark ettim: Her şey sadece “akıllı olmak” değilmiş. Hatta bazen daha çok anlamak, daha çok yalnız hissettirebiliyor. Charlie’nin değişimi sadece zekâ değil, aynı zamanda yalnızlık da getiriyor gibi geldi bana.
Ve kitabın sonu…
O son cümle, insanın kalbine sessizce dokunan ama uzun süre orada kalan bir sızı gibi:
“Lütfen, eğer vaktiniz varsa, Algernon’un arka bahçedeki mezarına birkaç çiçek koyun.”
Bu cümle benim için sadece Algernon’a değil, Charlie’nin kaybolan masumiyetine, umutlarına ve yaşadığı dönüşüme bırakılmış bir veda gibiydi.
Sonuç olarak, Algernon’a Çiçekler bana şunu hissettirdi:
Zekâ, mutluluğun garantisi değil. Asıl önemli olan anlaşılmak, sevilmek ve insan kalabilmek. Kitap bittiğinde geriye sadece bir hikâye değil; içimde uzun süre kalacak bir boşluk ve derin bir hüzün kaldı..