George ve Lennie’nin o naif dostluğunu okurken, insanın içindeki o hiç büyümeyen çocukla hayatın sert gerçekliği arasındaki o uçurumu iliklerime kadar hissettim. Kendi tavşanlarını besleme hayali ne kadar "soft" ve masumsa, dünyanın bu masumiyete yer açmayacak kadar katı olması da o kadar sarsıcı.
Lennie’nin her yumuşak şeye dokunma arzusu, aslında hepimizin bu sert dünyada bir parça şefkat arayışı gibi. Kitap bittiğinde zihnimde kalan tek gerçek şu oldu: insanın yanında birinin olması ekmek kadar, su kadar hayati bir ihtiyaç; çünkü kimsesi olmayan insan o derin yalnızlıkta sessizce delirmeye başlıyor. Steinbeck, bir hayalin yıkılışını ruhuma dokuna dokuna, en hüzünlü ve estetik haliyle anlatmış.