Dasein ve varoluş
Puan vermedi·639 syf.··
2026 18. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 22:26
HEIDEGGER’İN VARLIK VE ZAMAN ADLI KİTABI ÜZERİNE BİR DENEME Uzun süredir okumak istediğim, ancak asistanlığımın başlangıcında yoğun bir tempoya girmem nedeniyle bir süre elimde beklettiğim Alman filozof Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı kitabını nihayet 2026 yılının Nisan ayında, psikiyatri rotasyonuna gönderilmem ve çoğunlukla boş vaktimin olması sayesinde sindire sindire okuyabildim. En nihayetinde bu kitap, öyle bir çırpıda, üzerinde düşünülmeden okunup geçilecek bir nitelikte değil. Kitabı ilk elime aldığımda yaklaşık 650 sayfalık hacmi az da olsa gözümü korkuttu. Buna ek olarak Heidegger’in dilinin ağır olduğu ve yeni kavramlar ürettiği yönünde daha önceden duyduğum bilgiler de başlangıçta beni tedirgin etti. Ancak okumaya başladıktan sonra, metnin aslında ne kadar akıcı olduğunu ve günlük hayatla temas eden, ilgi çekici konular etrafında şekillendiğini fark ettiğimde kitabı elimden bırakamaz oldum ve yaklaşık 14 gün içinde tamamladım. Bu yazı, kitaptan edindiğim izlenimler üzerine bir deneme niteliğindedir. Heidegger, kitabın başında derdinin ne olduğunu ve hangi yöntemi izleyeceğini açıklayan bir giriş yapar. Ona göre Batı felsefesi uzun süredir varlık sorusunu unutmuş ve üzerini örtmüştür. Burada kastettiği, felsefe tarihinin uzun zamandır var olan nesneleri incelemekle yetinip, varlığın anlamı üzerine derinlikli bir düşünce geliştirememiş olmasıdır. Oysa ontoloji açısından asıl mesele budur. Varlık, yalnızca dış dünyada bulunan nesnelerin toplamı değildir; çünkü nesneler de kendi içlerinde bir ilişkiler ağı kurarak anlamlı bir bütün oluştururlar. Yani “dünya” dediğimiz şey, hem içindekilerin hem de onların oluşturduğu anlamlı bağlantıların toplamıdır. Heidegger, varlığın anlamına dair bu sorunun nasıl cevaplandırılacağı ve nereden hareket edilmesi gerektiği üzerine düşünür. Bu noktada verdiği cevap, Dasein olarak adlandırdığı, insan varoluşudur. Kitabın sonuna geldiğimde, Dasein’ın detaylı bir çözümlemesi yapılmış olmasına rağmen varlığın anlamına dair sorunun hâlâ açıkta kaldığını fark ettim. Belki de bazı yorumcuların dediği gibi, Heidegger bu sorunun cevabını başka metinlere bırakmış, ancak ömrü bunu tamamlamaya yetmemiştir. Yine de biz burada Dasein’ın dikkat çekici yönleri üzerinde durabiliriz. Dasein’ın benim için en çarpıcı özelliklerinden biri zamansal bir varlık olmasıdır. Bu ilk bakışta basit görünebilir; ancak derinlemesine düşünüldüğünde, varoluşun en temel meselesinin zaman olduğu hissi oldukça sarsıcıdır. Günlük hayatın sıradan akışı içinde zamanın ne kadar farkındayız? Bu soru üzerinde durmak gerekir. Kitabı okurken daha önce üzerine yazdığım Albert Camus’nün Sisifos Söyleni’ndeki şu pasajı hatırladım: “Yataktan kalkma, tramvay, dört saat iş, eve dönüş, yemek ve uyku… Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe… Bu düzen kolaylıkla sürer, ta ki bir gün ‘neden?’ sorusu ortaya çıkana kadar.” Camus’nün sözünü ettiği bu kırılma anı, Heidegger’in “herkes” (das Man) dediği gündelik, mekanik yaşamın sorgulanmaya başlandığı andır. Dasein zamansaldır. Bu, onun geçmişe “fırlatılmış”, geleceğe yönelen ve şimdide var olan bir varlık olduğu anlamına gelir. Geçmişe fırlatılmışlık, insanın kendi seçimi olmadan belirli bir dünyaya doğmuş olmasını ifade eder; belirli bir kültüre, dile ve tarihe ait olmayı da buradan anlayabiliriz. Geleceğe yönelim ise, geçmişini yanında taşıyarak imkânlar ve beklentiler doğrultusunda kendini projelendirmesidir. Bu üç zaman boyutu Dasein’da iç içe geçmiştir. Dasein’ın bir diğer önemli özelliği “ihtimam” (özen gösterme) ve “dünyada birlikte-varolma”dır. İnsan hiçbir zaman tamamen tek başına var olmaz; her zaman bir şeylerle ve başkalarıyla ilişki içindedir. Bu durum bir yandan hayatı kolaylaştırır, ancak diğer yandan insanın kendisinden uzaklaşmasına da yol açabilir. Gündelik yaşamda Dasein çoğunlukla “herkes”in beklentilerine göre yaşar. Değerleri sorgulamadan benimser; ne yapması ve neyi umut etmesi gerektiği ona zaten söylenmiştir. Bu noktada özgürlüğünden de feragat eder. Dışarıdan bakıldığında huzurlu bir yaşam gibi görünse de Heidegger’e göre bu sahici olmayan bir varoluştur. Heidegger bu durumdan çıkışı “vicdanın çağrısı” ile açıklar. Ancak burada söz konusu olan vicdan, ahlaki bir yargı mekanizması değildir. Bu çağrı yalnızca “kendin ol” der; nasıl olacağına dair bir yol göstermez. Bu çağrı genellikle kaygı aracılığıyla ortaya çıkar. Heidegger, korku ile kaygı arasında ayrım yapar: korku belirli bir nesneye yöneliktir, kaygının ise belirli bir nesnesi yoktur. Korku şimdiyle ilgiliyken, kaygı daha çok geleceğe yöneliktir. Buradaki kaygı, gündelik endişelerden farklı olarak Dasein’ın “ölüme doğru varlık” olmasından kaynaklanır. İnsan, ölüm dışında tüm sorumluluklarını devredebilir; ancak kendi ölümünü kendisi yaşamak zorundadır. Dasein’ın bu gerçeğin farkına varması, onu sahici varoluşa çağırır. Bu farkındalık, onu “herkes”ten ayırarak kendi benliğine yöneltir. Elbette bu yol huzurlu ya da konforlu değildir. Dasein ya bu gerçeği üstlenerek otantik bir varoluşa yönelir ya da ondan kaçıp tekrar “herkes”in içine sığınır. Tam anlamıyla otantik bir varoluş belki de mümkün değildir; çünkü birlikte-varolma insanın temel yapılarından biridir. Ancak bu durumun farkında olmak bile daha sahici bir yaşamın kapısını aralayabilir.
1000k
Varlık ve ZamanMartin Heidegger · Agora Kitaplığı · 2008610 okunma
·
39 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.