•Bazı mahalleler vardır; sadece sokaklardan değil, anılardan, yarım kalmış duygulardan ve kalbe dokunan hikâyelerden oluşur… işte Ceviz Ağacı Mahallesi tam olarak böyle bir yer️.
•Alçin, veterinerlik fakültesinde okuyan, çocukluğunda yaşadığı zorbalıklar yüzünden içine kapanmış bir karakter. Turuncuya çalan saçları ve çilleriyle hep dikkat çekmiş ama bu dikkat çoğu zaman canını yakmış ve tam da bu yüzden büyüdükçe insanlara karşı mesafeli, kontrollü ve biraz da sert bir duruş geliştirmiş.
•Ama Ceviz Ağacı Mahallesi onun için bambaşka bir yer. Orada hâlâ kendisi gibi olabiliyor. En yakın arkadaşı Sıla ve onun ailesi ise Alçin’in sığındığı bir liman gibi.
•Ve Melih… Sıla’nın abisi. Yıllardır Alçin’e âşık. Ama öyle büyük, öyle sabırlı bir sevgi ki bu; ne zorlayan ne bunaltan… sadece bekleyen. Onu olduğu gibi seven, mutlu olması için kendini geri planda tutabilen bir adam.
•Diğer tarafta ise Alaz var. Alçin’in geçmişinde kalan, yarım kalmış ama izini hâlâ kalbinde taşıdığı ilk aşkı. Bir gece her şeyi yarım bırakıp gitmiş ve Alçin’i cevapsız sorularla baş başa bırakmış. İşte hikâye aslında tam bu noktada derinleşiyor.
•Alçin’in kalbi geçmiş ile bugün arasında sıkışıp kalıyor. Bir yanda yarım kalmış bir sevgi, diğer yanda ise sabırla büyüyen bir aşk…
•Şimdi gelelim benim hislerime… Ben bu kitabı gece hatta sabaha karşı bitirdim ve gerçekten uzun zamandır bir kitap beni bu kadar etkilememişti. Daha ilk sayfalardan içine çekti beni, elimden bırakamadım.
•Ama özellikle Melih… Kendimi onun yerine koyduğum yerlerde gözyaşlarıma hâkim olamadım. Bir insan sevdiği kadını bu kadar düşünürken, onu kaybetmeyi göze alarak nasıl sevebilir? Onun mutlu olması için nasıl geri planda kalabilir? Okurken içim gerçekten parçalandı…
•Alçin’e yer yer çok kızdım. Ama sonra düşündüm… bazı kalp kırıkları insanın içinden kolay kolay gitmiyor. İyileştiğini sanıyorsun ama aslında sadece susuyor. Alaz meselesi de tam olarak buydu. Gerçekler ortaya çıktıkça her şey daha anlamlı hâle geldi.
•Sıla ise kalbimi ayrı kazandı. Hem arkadaş hem aile gibi olması, ama aynı zamanda doğruyu söylemekten çekinmemesi… böyle karakterleri okumak çok iyi geliyor.
•Sonu… içimi rahatlattı. Ama yine de içimde tek bir cümle kaldı:
Melih mutlu olsun… gerçekten mutlu olsun.
İkinci kitapta ne olur bilmiyorum ama tek dileğim bu.
•Bir de yazarın kalemine değinmeden geçemem… gerçekten harikaydı. Abartıya kaçmadan, duyguyu doğrudan hissettiren bir anlatımı var. Okurken bazı yerlerde durup düşündüm, bazı yerlerde kalbim sıkıştı, bazı yerlerde ise içim yumuşacık oldu. Bu dengeyi kurabilmek büyük bir başarı bence.
•Ben ikinci kitaba geçiyorum bu arada… çünkü bekleyemem
okuyanlara
○Sizce Alçin, Melih’e hak ettiği şansı verebildi mi?
○Melih’in bu kadar sabırlı sevmesini nasıl yorumladınız? Sizce bu mümkün mü?
○Alaz’ın hikâyedeki yerini öğrendikten sonra bakış açınız değişti mi?
okumayanlara
○Siz olsaydınız geçmişte yarım kalan bir aşk mı, yoksa sizi sabırla bekleyen biri mi derdiniz?
○Sabırla bekleyen bir aşk size romantik mi geliyor, yoksa yorucu mu?
○Böyle bir hikâyeyi okumak ister miydiniz, sizi daha çok hangi taraf çekti?