Bugün sizlere kalemini çok sevdiğim bir yazarla geldim. Ayfer Tunç’un ustalık eserlerinden biri olan “Aziz Bey Hadisesi”, okuru derin bir melankolinin, karşılıksız kalmış duyguların ve bir ömrün nasıl sessizce heba edilebileceğinin içine çeken sarsıcı bir anlatı sunuyor. Kitap, yalnızca Aziz Bey adında bir adamın hayat hikâyesini değil, aynı zamanda bir insanın kendi tutkularına ve hatalarına nasıl mahkûm olabileceğini de incelikli bir dille işliyor. Yazar, karakterin Beyoğlu’nun arka sokaklarından İstanbul’un hüzünlü atmosferine uzanan yolculuğunu anlatırken, arka planda değişen bir şehrin ve kaybolan bir dönemin ruhunu da ustalıkla yansıtıyor.
Eserin en çarpıcı yönü, Aziz Bey’in o büyük ve yıkıcı aşkının peşinden giderken aslında nasıl adım adım yalnızlığa sürüklendiğini hissettirmesidir. Yazarın kullandığı dil, bir tamburun telleri gibi naif ama aynı zamanda bir o kadar da hüzünlüdür; okurken karakterin pişmanlıklarını, gururunu ve en nihayetinde kabullenişini iliklerinizde hissedersiniz. Aziz Bey, trajik bir figür olmasının ötesinde, her birimizin hayatında bir şekilde var olan “geç kalınmışlık” ve “yanlış tercihler” temasının ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu anlatı, okura hayatın sadece başarılardan ibaret olmadığını, bazen bir insanın hikâyesinin en etkileyici kısmının onun yenilgileri olduğunu fısıldıyor. Ayfer Tunç, olay örgüsünü kurarken karakterin iç dünyasını o kadar şeffaf ve samimi bir şekilde önümüze koyuyor ki, Aziz Bey’e hem kızıyor hem de ona derin bir şefkat duyuyorsunuz. Kitap sona erdiğinde zihninizde kalan şey sadece bir hayat hikâyesi değil; müziğin, aşkın ve kederin birbirine karıştığı, uzun süre etkisinden çıkılamayacak bir edebi ezgi oluyor. Yine de ben Aziz Bey’e kızanlardan oldum. Özellikle eşine olan vefasızlığı yıkıcıydı. Kısacık bir kitapta bu kadar çok duygu yaşatmak da elbette yazarımızın başarısı. Diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. İyilikle ve kitapla kalın.